Menü

Ahit Sandığı

30 Ocak 2017 - Diğer

Nedir bu Ahit Sandığı?

Yüzyıllardır üzerine pek çok söz söylenen, hakkında geçerli bir şeylerin elde edilemediği “gizemli bir yapı”.

Pierre Universal Sözlüğü’nde Ahit Sandığı şu şekilde tanımlanmaktadır.

“Akasya ağacından bir sandık. 1.75 m uzunluğunda, 1 m boyunda ve de 1 m genişliğinde; içi ve dışı altınla kaplı.”

İlahiyatçı Dr. Hugo Gressmann’a göre sandık biraz daha küçüktür. “Yaklaşık 1.25 m uzunluğunda, 0.75 m boyunda ve de 0.75 m genişliğinde.”

Reiner Schmitt’e göre sandık “kutsal bir taş için ön görülmüş bir çeşit kap’tır.”

Tevrat’ta Samuel Peygamber şunları yazar:

“Ve şimdi, bir yeni araba ile boyunduruk vurulmamış emzikli iki inek alıp hazırlayın. Ve Rabbin sandığını da alıp üzerine koyun. Günah takdimesi olarak O’na ödeyeceğiniz altın şeyleri küçük bir sandık içerisinde onun yanına koyun.”

Tevrat, I. Samuel 6, 7-8-

Ahit sandığını taşımak için iki inek gücü gerekiyor. O halde bu durumda sandığı taşımak için yaklaşık olarak altı kişiye ihtiyacımız var demektir.

Ancak yukarı da ilgimi çeken başka bir konu var. Çünkü “Allah’a altın sunmak” şeklinde bir cümle geçiyor. Bu güne kadar ki günahlarınızın bedeli olarak “altın” ödeyin ve de bu altınları küçük bir sandık içerisine koyup, ahit sandığının yanına bırakın.

Bizlerin inanç bilgilerine oldukça ters düşen bir cümle. Allah’ın altına ihtiyacı olabilir mi ?

Amacım burada Tevrat’ı eleştirmek değil, sadece dikkatli bir çalışma yapmak istememdir. Çünkü bundan sonra ki bazı bölümler de ahit sandığı ile Dünya Dışı Yaşam arasında bağ kuran bazı şahısların iddialarına değineceğim.

Erich Von Daniken, “Tanrıların Ayak İzleri” isimli kitabında “Ahit Sandığı” konusuna geniş bir şekilde yer vermektedir. Bu kitabı Ahit Sandığı konusunda referans olarak alacağım ama Daniken’le uyuşmadığım yerleri de belirteceğim.

“Ve Allah’ın sandığını yeni bir arabaya koydular. Ve onu tepede olan Abinadab’ın evinden kaldırdılar. Ve Abinadab’ın oğulları Uzza ve Ahyo yeni arabayı sürüyorlardı.”

Tevrat, II. Samuel 6,3-

Belirtmem gerekiyor ki Daniken, Ahit Sandığı”nın Dünya Dışı Varlıklar tarafından yapıldığı konusunda çok ısrarcı. Halbuki Tevrat’ta “Allah’ın Sandığı” diye oldukça açık bir cümle var. Oysa ki Daniken şöyle diyor:

“İnancı olan bir insanım ben. Tanrı’nın varlığından ve O’nun tüm evreni yaratmış olduğundan hiçbir şüphem yok…”

Daniken, Dünya Dışı Varlıklara “Tanrılar” derken bir taraftan da Tanrı’ya inandığını söylüyor. Tanrı evreni yaratmış ise diğer Tanrı’lar kimler çok merak ettim.

Düşünür ve matematikçi Lazarus Bendawid, Ahit Sandığı konusuna şöyle bir yaklaşımda bulunur.

“Musa’nın günlerinde ki bu sandık, elektrik aygıtlarıyla donatılmış komple bir sistemi içeriyor ve bu sistem dahilinde iş görülüyordu…”

Doğrusu, Bendawid neye dayanarak bunu söylemiş bilmek isterim.

“Elektrik yüklü bir sistem.”

O gün için düşünmek gerekirse oldukça ileri bir teknoloji. Ama Bendawid, tezini destekler bir şeyler yazsaydı çok daha iyi olurdu.

Ahit Sandığı ilk olarak İsrail oğullarına aitti. Daha sonra bir savaş sonrasında Filistiler bu sandığı ele geçirdi .

Ne var ki Filistiler bu sandığı kullanacak talimatlardan yoksun idiler. Belli bir süre sonra, sandık ile yakın ilişki kurmaya çalışanların ya hasta düştüğü ya da öldüklerini fark ettiler. Sandığı oradan oraya dolaştırdıysalar da sonuç değişmedi. Bu nesneye kim yaklaştıysa “çıban döktü, derileri pul pul soyuldu, tüyleri ve kılları yolundu. İster çocuk, ister ergin kişi olsun şiddetli ağrılar her yanlarını kapladı. Kusmalar ve ıstırap dolu ölümler devam etti.”

“Ve çağırıp Filistilerin bütün beylerini topladılar. Ve dediler: İsrail Allah’ının sandığını gönderin. Yine yerine gitsin. Ve bizi ve kavmimizi öldürmesin. Çünkü bütün şehirler de ölüm şaşkınlığı vardı. Allah’ın eli oralarda çok ağır oldu. Ölmeyen adamları da urlar kapladı ve şehrin feryadı göklere çıktı…”

Tevrat, I. Samuel 5,11-12-

Filistiler bu ölümler sonrasında çok korkmuşlardı. Uğruna nice kanlar dökerek ele geçirdikleri “Ahit Sandığını” kendi elleriyle tekrar İsrail oğullarına vermişlerdi. Üstelik savaşmadan, kendi istekleriyle. Bu Ahit Sandığı için İsrail oğulları ile savaşmışlardı. Demek ki Ahit Sandığı’nı biliyorlardı. Peki uğruna bu kadar savaş yaptıkları “Ahit Sandığı”nın insanları öldürdüğünden haberleri yok muydu? Madem Ahit Sandığı’nı bu kadar iyi biliyorlardı, ölümcül etkilerini de bilmeleri gerekmez miydi?

Filistiler, tam yedi ay boyunca bu şeytani aygıtın hışmına uğradı. Sonunda hepsi bu beladan kurtulmak istedi. İki öküz tarafından çekilen arabanın üstüne sandığı koydular ve hayvanları Beyt-Şemes sınırına doğru kamçıladılar.

“Bir sabah vakti, Beyt-Şemesliler derede buğday biçerken karşılarında araba ve üzerinde sandığı gördüler. İnekleri kurban ettikten sonra sandıkla ilgili ne yapılması gerektiğini bilen Levilileri çağırdılar. Ne var ki, sandığın ne denli tehlikeli olduğunu bilmeyen tam 50.070 insan korkunç şekilde can verdi. Biraz fazlaca meraklı olduklarından sandığa yaklaşmışlardı ve Tanrı cezalarını vermişti.”

Tevrat I. Samuel, 6-19-

Daniken, Tanrıların Ayak İzleri isimli kitabında şöyle der:

“Bu noktada; sandık, yeniden kendisini imâl eden halkın eline geçmiş durumdadır…”

Yani sandığı imâl eden halk olarak İsrail oğullarını kastediyor. Ancak, Daniken bu sandığın, Dünya Dışı Varlıklar tarafından yapıldığını söylemişti. Daniken, ya söylediklerini unutuyor ya da resmen alay ediyor.

Daniken kendince bir şeyler demeye devam ediyor ve aynı kitabında şunu diyor:

“Ahit Sandığı, kutsalların kutsalı olmayıp, yiyecek üreten bir makinenin deposudur…”

Ancak bundan önce de şunu diyor:

“Fakat ne çare ki, bu sandığın ne işe yaradığını bilmiyoruz…”

Bu kadarına da pes doğrusu!

İlk önce bu sandığı yiyecek üreten bir makinenin deposu olarak yorumla, sonra “ne olduğunu bilmiyoruz” de.

Kısaca, saçmalamış demekten kendimi alamıyorum.

Herneyse, olaya İslamiyet açısından bakalım. İslam Dini’ne göre peygamberlerin en büyük özelliklerinden birisi de “mucizeleri”dir. Hz Muhammed’in Ay’ı ikiye ayırması, Hz İsa’nın ölüleri diriltmesi, Hz Musa’nın asası vs. Bu mucizeleri peygamberler yalnız başlarına yaratamazlar. Allah’ın istemesiyle olur.

Şimdi biraz durup düşünelim. Hz Musa’ya bir sandık yapması emrolunuyor. Projesi daha önceden kendisine gösteriliyor ve de bu projede ki gibi yapması isteniyor. Ancak bu Ahit Sandığı’nı “yemek üretme aracı” olduğu söylenmiyor.

Kaldı ki Allah, peygamberlerine ve o peygamberlerin kavimlerine yemek gönderecekse neden böyle bir alete gerek duysun. Her şey, O’nun “Ol” demesiyle aynen olmakta.

Üstelik yiyecekler gökten yağıyor, Ahit Sandığı’nın herhangi bir yerinden çıkmıyor. Gökten yemek yağması Musa Peygamberin bir mucizesidir, Ahit Sandığı yemek üretme özelliğine sahip değildir.

Daniken şöyle devam ediyor:

“Bilinmeyen bir takım nedenlerden ötürü, Dünya Dışı Varlıklar bir grup insanı çevrelerinden ve insanlığın geri kalan bölümünde iki nesil için koparmayı uygun bulmuşlardır. Kendilerine aracılık eden bir peygamber vasıtasıyla bu seçilmiş grubun uygarlıktan uzaklaşmasını emretmişlerdir. Dünya Dışı Varlıklar bu göçebe kavmi düşmanlarından korumuş ve saldırıya geçen Mısırlıları su da boğmuştur…”

Doğrusu Daniken’in hayal gücü çok ama çok enteresan. Fazla inanıyor ve olmayan bir şeyi var görüyor. Bravo doğrusu.

Daniken’e göre; Dünya Dışı Varlıklar, İsrail oğullarını diğer toplumlardan ayırıyor.

Neden?

Acaba diğer toplumlardan daha mı üstünler?

Dünya Dışı Varlıkların amacı ikilik yaratmak mı? Daniken’in ifadesiyle Dünya Dışı Varlıklar Tanrı ise ikilik yaratan Tanrılar, insan kayıran Tanrılar olabilir mi?

Eğer, Dünya Dışı Varlıklar, İsrail oğullarını üstün görüyorlar, onları koruyorlardı ise o zaman neden ölümlerini izliyorlardı.Ahit Sandığına yaklaşan binlerce İsrail oğlu feci şekilde can vermişti.Madem ki bu varlıklar Tanrı neden korudukları, üstün tuttukları bu insanların ölümlerini izlediler ?

Daniken, bazı sonuçlara varıyor.

“Göçen halkı himaye ve onlara refakat eden Dünya Dışı Varlıklar belirli bir grubu çevreden soyutlamışlardır.”

Öyle sanıyorum ki Daniken bu sonuca Tevrat’ta ki şu ayetten vardı:

“Ve Rab, ona dedi, git: İn ve sen ve seninle beraber Harun çıkacaksınız.Fakat kahinlerle kavm Rabbe çıkmak için gelmesinler, ta ki O, onlara hücum etmesin…”

Tevrat Çıkış 19, 24-

Ancak Daniken’in daha önce anlattıklarından ve de diğer kitaplarında anlattıklarında, Dünya Dışı Varlıkların, bir kabile veya kavmin elemanlarının hapsiyle görüştükleri iddia ediyor.Yani sadece birkaç kişi değil.O (Dünya Dışı Varlıklar), topluma bir şeyler öğretiyor. Ancak burada iki kişi dışındaki herkes soyutlanıyor, itiliyor.

Daniken devam ediyor:

“Dünya Dışı Varlıkların, uzay gemisiyle servis imkanları yoktur.Yoksa, himayelerine aldıkları bu halkı, bu şekilde bir yerden başka bir yere nakledebileceklerinden söz edilebilir…”

Öyle sanıyorum ki; Daniken bu olaylar sırasında orada idi. (!) İfadeye bakar mısınız “servis imkanları yoktur”.Nerden biliyorsun sorusu geliyor aklımıza.Neden Dünya Dışı Varlıklar, İsrail oğullarını (üstün gördükleri, korudukları bu ırkı) bu çöl sıcağından ve savaştan alıp da deniz kenarına götürmüyorlar ki? Madem bu ırkın koruyuculuğunu üstlenmişler bunları yapmaları gerekmez mi?

Her neyse biz Ahit Sandığı’na tekrar dönelim.

Beyt-Şemes’e ulaşan sandık yirmi yıl burada kaldı.

“Ve Kıryat-Yearim Ahalisi geldiler. Ve Rabbin sandığını çıkardılar. Ve onu tepede olan Abinadab’ın evine götürdüler. Ve Rabbin sandığını beklemek için oğlu Eleazar’ı takdis ettiler. Ve vaki oldu ki sandığın Kıryat-Yearim’e konduğu günden sonra çok vakit geçti. Ve yirmi yıl oldu, ve bütün İsrail evi Rabbi özledi…”

Tevrat, I. Samuel 7,1-2-

Büyük bir olasılıkla makine uzun bir süre çalışmadı. Çünkü İsrail oğullarının sandığı özlediği söyleniyor.

Kral Davud, bu sandığı kayın pederinden öğrendi ve otuz bin kişi ile birlikte bu sandığı almak için Kıryat-Yearim’e doğru harekete geçti.

“Ve Allah’ın sandığını yeni bir arabaya koydular. Ve onu, tepede olan Abinadab’ın evinden kaldırdılar. Ve Abinadab’ın oğulları Uzza ve Ahyo yeni arabayı sürüyorlardı. Ve Ahyo, sandığın önünde yürüyordu. Ve Nakon’un harman yerine geldiler. Ve Uzza, Allah’ın sandığına elini uzatıp tuttu; çünkü öküzler tökezlemişlerdi. Ve Uzza’ya karşı Rabbin öfkesi alevlendi. Ve düşüncesizliği yüzünden Allah, O’nu orada vurdu. Orada Allah’ın sandığı yanında öldü…”

Tevrat, II. Samuel 6,3-7-

Aradan yirmi yıla yakın bir zaman geçmesine rağmen sandık halâ çalışıyor.

Ancak burada şu konu dikkatimi çekiyor. Yirmi yıl boyunca hiç kimse ölmüyor da yirmi yıl sonrasında bu sandığa dokunan insan ölüyor. Yirmi sene boyunca bu cisme kimse yaklaşmadı mı?

Sanki bu sandık özellikle öldürmeye programlanmış. Programlama yapılırken Hz Musa ve diğer Levililerin genetik kodları ya da parmak izleri bu programa eklenmiş. O nedenle, onlar bu sandığa temas ettikleri zaman bir şey olmuyor. Ama bu durumda Dünya Dışı Varlıkların korudukları İsrail oğullarından da binlerce insan ölmüş durumda. Bu nasıl bir koruma olabilir ki? Baksanıza; öküzün ayağı tökezlediği sırada, sandık düşmesin diye sandığı tutmaya çalışan Uzza tamamen iyi niyetine rağmen yine ölmüştür. Çünkü alet kendisine dokunan herkesi öldürmeye programlanmış gibi.

Sandık Kudüs’e ulaşır. Kral Davud öylesine sevinir ki dans etmeye başlar. Davud, sandığa sahip olduğu için onur duymaktadır. Sandık için ayrı bir çadır yaptırır.

Ahit Sandığı, Kral Süleyman zamanına kadar yaklaşık üç yüz yıl boyunca sessizce kalır.

Artık, sandığın sahibi Kral Süleyman’dır.

Kral Süleyman, Habeş Kraliçesi’nin onuruna bir yemek verir. Ve de Süleyman, kraliçenin güzelliğinden o kadar etkilenir ki beraber olurlar. Ve de bu beraberlikten bir oğlan çocuk doğar. Kraliçe Habeşistan’a döner. Bu çocuğa Beyna-Lahkem adı verilir. Çok iyi bir eğitim görür. Yirmi iki yaşında babası için Kudüs’e gider. Süleyman, ziyaret sırasında oğlunu hediyelere boğar. Ancak, oğlunun asıl amacı Ahit Sandığı’dır ve bu sandığı annesine götürmek için babasından ister.

Süleyman, önce biraz karşı çıksa da sandığı vermeye razı olur. Çünkü bir zamanlar birliktelik yaşadıkları kraliçeye gidecektir. O günlerin anısına da olsa sandığı vermeyi kabul eder. Ancak bazı şartları vardır. Bu olaydan kimsenin haberi olmayacaktır. (Babasının haberi yokmuş gibi)

Daha sonra oğlu, sandığı alır ve götürür. Ancak, yerine sandığın bir kopyasını yaptırır ve sandığın yerine koyar. İçerisine kutsal yasaları da koyar.

Ancak çok geçmeden Kudüs’te ki tapınağın ruhbanları, hırsızlığın farkına varırlar ve olayı Kral Süleyman’a bildirirler. Bir ordu hazırlanır ve Habeşlerin peşlerine gönderilir.

“Süleyman, oğlunun kendisini kandırdığını ve de bu sandığı bir daha elde edemeyeceğini anladı…”

Zaten sandığı kendi rızasıyla vermişti. Neden alma gereği duysun ?

Sandık Şimdi Nerede ?

20 Ekim 1970 tarihinde Neue Zürcher Zeitung Gazetesi “Yaklaşık üç bin yıl kadar önce, Saba Kraliçesi Makeda ile Süleyman’ın oğulları I. Menelik’in Ahit Sandığı’nı Kudüs’ten Aksum’a getirdiği ve söz konusu nesnenin halâ Meryem Katedrali sahiplerinin nezaretinde bulunduğu ileri sürülmektedir.”

Peki ama akıllara şu soru geliyor. Dünya Dışı Uygarlıklar; Habeşlerin, sandığı kaçırmasına nasıl izin verdiler. Haberleri mi yoktu?

Daniken, bu konuda şöyle diyor:

“Dünya Dışı Varlıkların, sandığın Habeşistan’a kaçırılmasından haberleri olmayabilir…”

İlginç değil mi? Daniken’in “Tanrılar” olarak nitelendirdiği Dünya Dışı Varlıklar sandıktan habersizler. Daniken’in Tanrıları biraz tembel mi yoksa unutkan mı?

Ahit Sandığı halen bir yerlerde olmalıdır. Zira altından yapılmış olan sandığın zamana meydan okuyacak gücü vardır. Her ne kadar uğraşsak ta sandığın ne işe yaradığını bilmiyoruz. Ama ben şu kanıdayım; bu sandığa yaklaşan herkes öldüğüne göre içerisinde bir takım şeyler saklıyor olabilir. Bu şeyler de Musa’ya bildirilen vahiyler olabilir. Vahiylerin orijinalliklerinin bozulmaması için yanına kimse yaklaştırılmıyor. Sadece Musa ve Levililer dışında kimse sandığa yaklaşamıyor.

Sandık halâ bir yerlerde ve de keşfedilmeyi bekliyor…

(48)