Menü

Bedri Ruhselman 03

30 Ocak 2017 - Parapsikoloji

Kaynak : Ruh ve Madde Dergisi, Aralık 1999, Sayfa:7, Dr. Bedri RUHSELMAN

Büyük Tabiat Hadiseleri ve Manaları (2. Yazı)
Dünyanın her tarafında şimdiye kadar izah edilememiş birsürü olağanüstü hadise gelmiş geçmiştir. Ve hâlen de bunlar olagelmektedir. Hayat dedikoduları arasında insanların bunlar üzerinde durup, düşünüp kendi mukadderatlarını ilgilendiren bu olayları illiyet prensibi cephesinden incelemeye vakit bulamamaları onların müşahede değerlerini ortadan kaldırmış olmaz.

Gerek eski ve yeni mukaddes kitaplarda, gerek tarih kitaplarında kavimlerin ve milletlerin başlarından geçen ve bazen felâketli manzaralar arz eden büyük, küçük hadiselere ait hikâyeler yazılıdır. Dikkatli ve şümullü bir nazarla bunları tetkik edersek felâketli görünen bu olayların o andaki cemiyet insanlarına ait iyi kötü birtakım ruh hâlleri ile, mahşerî itiyat ve temayüllerle, içtimaî durumlarla olan alâkalarını az çok sezmeye muvaffak oluruz. Meselâ eski MU kıtasının ileri gelen hükeması orada vukua gelecek olan felâketli büyük hadiseleri daha evvelden haber vermişler ve hayattaki insanlık vazifelerini kaybetmeye yüz tutmuş MU sakinlerini ikaz etmeye çalışmışlardı. Daha yakınlara gelirsek İtalya’ya gidenlerimizin şahit olduğu meşhur Pompei şehrinin harabelerini görürüz. O zaman 25.000’den fazla sakini bulunan bu şehrin maddeden başka bir kıymet tanımayan halkının en lüks hayat safhalarında yaşarken bir gün şiddetleniveren bir volkanın kızgın külleri altında kalarak nasıl kaskatı kesildiklerini, hâlâ oranın müzesinde saklı bulunan taş hâline gelmiş insan ve hayvan cesetlerinin manzarası bize çok iyi anlatır.

Hadiseler manalarla doludur. İnsanların oluşlarından beri gördükleri basit bir yağmur hadisesinin hayatta oynadığı yaşatıcı rollerini idrak etmek için senelerce yağmursuz kalmış, susuz bir bölgede vukuu muhakkak olan felâketleri görmeyi beklemesine lüzum kalmamalıdır. Gerçi bunu herkes takdir eder ama, bu basit yağmur hadisesinin arkasında sıralanan birsürü sebebi düşünmek insanlara belki zor ve belki de lüzumsuz gelir. Acaba dünyadaki hayat imkânlarının tahakkuku için lüzumlu olan bu hadiseyi kolaylaştırıcı şartların tam vaktinde ayarlı olarak denkleştirilmesi suretiyle yağmuru neticelendirmesinde âmil olan şeyler nelerdir? Burada kör tesadüflere inanırsak yağmuru meydana getiren birsürü şartın sıralarını, yerlerini ve zamanlarını değiştirmesinin her an mümkün ve hatta muhakkak olabileceğini düşündüğümüze göre, acaba bu şartların ne için böyle ölçüsüz ve yersiz karşılaşmaları ile dünyamız yer yer yağmursuzluktan kavrulup gitmiyor veya bunun tersine olarak meskûn kıtaları seller ve tufanlar mütemadiyen alıp götürmüyor? Bununla beraber gene de buna benzer hadiseler birer felâket hâlinde görünen durumlarıyla, fakat daima ölçülü ve hesaplı olarak yeryüzünde vukua gelebilmektedir.

Fakat bu yağmur hikâyesinden başka mutat dışı görünen biraz evvel bahsettiğim diğer daha büyük tabiat olayları da vardır ki bunlar az çok büyük birer felâket olarak vasıflandırılır. Bilhassa bunların ehemmiyeti üzerinde durmak isterim. Zira karakterleri itibarıyla bunlar bir taraftan bütün yıkıcı görünüşlerine rağmen, dünya hayatının yer yer inkişafını hızlandırırken diğer taraftan da insanları kendi hâl ve hareketlerinin muhasebelerini yapmaya mecbur kılmaları bakımından dikkate şayan birer durum arz ederler. Ve bu bakımdan bunlar yeryüzündekilerin tekâmülleri ve selâmetleri için çok lüzumlu bir hâl alırlar. Burada bir iki misal vermek isterim.

Evvelâ İngiliz ve Amerikalıların her sahada büyük cehit ve gayretleriyle vukua gelmiş bugünkü inkişaf sebeplerinden birisini teşkil eden, memleketlerinde vaki olmuş büyük hadiselerden bir ikisini gözden geçireceğiz.

Onaltıncı asrın yarısında Londra’da büyük bir veba salgını olmuştu. Bu afet kısa bir zamanda yüz binlerce insanı hayattan alıp götürdü. Bu vakaya ait yazıların ifade ettiğine göre bu salgının hüküm sürdüğü zamanlarda Londra sokaklarında eksik olmayan cenaze arabalarının tıkırtılarından ve korku, ıstırap içinde aklını yarı yarıya kaybetmiş olarak evlerinden dışarı fırlayan insanların deli gibi korkunç haykırışlarından başka bir ses duyulmuyordu. Londra’da bu afetin sıcaklığı henüz geçmeden, yani bir sene sonra ikinci bir afet, bir yangın felâketi meydana çıktı. Bu yangın en çok bir hafta içinde bütün Londra şehrini bir tane sağlam bina bırakmamacasına muazzam bir kül yığını hâline soktu.

Keza onyedinci asrın ortalarına doğru Bengal körfezinde deniz karadan 12 metre yükselerek şehre saldırdı ve şehri baştan başa taradı. Bu hengâmede 250.000 kişi öldü. Ve denizde de büyüklü küçüklü 2.000 gemi harap oldu ve battı. Asrımızın başında Teksas’ta vaki olan büyük bir kasırgada Galveston şehrinde binlerce evin çatısı uçtu ve gene binlerce ev tamamıyla yıkıldı, sağlam bir tek bina kalmadı. Lizbon’da, iki bin kilometrelik bir sahada vaki olan zelzele 50.000 insanın ölümüne sebep oldu ve şehirdeki 20.000 evin 17.000 tanesi tamamıyla yıkıldı. Diğerleri de oturulmaz bir şekilde harap oldu.

Onyedinci asrın ortasında Hindistan’da vukua gelen büyük bir zelzele 300.000 kişiden fazla insanı öldürmüştü. Fakat bundan evvel Çin’deki bir zelzelede 800.000 kişi ölmüştü.

Şimdi nispeten daha yakın zamanlara gelirsek bu geçmiş facialardan geri kalmayan yenilerini de görebiliriz. Meselâ Akdeniz’e mücavir Pele dağının eteğinde bulunan St. Pierre şehri bir volkanın birdenbire indifaı ile büyük bir felâkete uğramıştı. İndifadan bir gece evvel anî olarak yakıcı bir kasırga kopmuş, bu kasırga ancak bir iki saniyelik müddetle geçtiği bütün yerlerdeki taşları bile kor hâlinde birer ateş parçası yaparak bütün şehri baştan başa taramış ve 28.000 insanı bir an içinde ciğerlerini yakmak suretiyle öldürmüştür. Kasırga sahasında bulunan gemilerin personelleri kaynayan denizin sıcaklığıyla yanmışlardır. Fakat bu ateş kasırgası St. Pierre’i taradıktan sonra orada durmamış, civardaki St. Philomene şehrine atlayarak orasını da gene birkaç saniye içinde kıpkırmızı bir kor hâline soktuktan sonra büyük bir arazi kısmını silip süpürmüştür. Pele dağındaki bu afetin bilançosu bir anda 63.000 insanın ciğerleri kavrularak ölmesi, 14 geminin batması ve 25 kilometrelik bir sahanın harabe hâline gelmesiyle kapanabilmiştir.

Bunlar tarihte geçen tabiat afetlerinin pek küçük bir kısmıdır. Ve sebep netice prensibi cephesinden tetkiki gereken birer hadisedir. Her hadise muhakkak birtakım sebeplerin neticesi olduğu gibi, gene her hadisenin muhakkak birtakım neticeleri mevcuttur. Şu hâlde geçen yazımda da belirttiğim gibi, hadisatın sebeplerini ve neticelerini araştırmak zahmetine katlanmak şartıyla, insanların şimdiye kadar anlamadıkları ve kimisinin çözülmez bir muammadır hükmünü verdiği, kimisinin rastgele olaylardır dediği ve kimisinin de omuz silkip geçtiği bu hadiselerdeki sebep ve netice zincirini ancak bunların derin ve bilgili düşüncelere dayanan müşahedeleri yardımıyla çözebiliriz. İşte bizim şimdilik bu ilk serideki yazılarımızın gayesi her insanın olduğu kadar bilhassa münevverlerin, etrafımızda cereyan eden veya edecek olan büyük tabiat hadiselerini bu cepheden görüp düşünebilmeleri lüzumunu tebarüz ettirmektir. Bu sırada daima göz önünde tutulması icap eden ve düşünceye ışık tutacak olan ana bilgi şudur: Her hadisede bir mana vardır ve bu mananın tekâmülü hızlandırma gayesine matuf olan esas veçhesi bir nizamın ve tertibin dünyamızdaki akışını sağlayan büyük idareci bir mekanizmanın mevcudiyetini ifade eder. Ve hadiseleri sırasıyla, yoluyla, yerinde olarak birbirine bağlayan birsürü tesir ağı bu mekanizmanın lüzumlu ve kudretli bir vasıtasıdır.

19.12.1958

(3)