Menü

Bilinçaltı ve Güdüler

30 Ocak 2017 - Bilimsel Konular

Diyelim ki en yakın arkadaşlarınızdan biri ile bir tartışmaya girdiniz. O gece üzüntü ve pişmanlık ile kalkıp özür dilemeye karar veriyorsunuz. Telefona gidip numarayı çevirmeye başladığınız halde, bu işlemi tamamlayamıyorsunuz. Bu kadar zamandır arkadaşınızın telefon numarasını ezbere bildiğiniz halde, şimdi aynı numara aklınıza gelmiyor. Unutmuşsunuz. Aslında bilinçli olarak, hiçbir unutma isteğiniz olmadığı halde – hatta tam tersi bilinçli olarak numarayı hatırlamak istediğiniz halde – yapamıyorsunuz. Uğraştıkça sanki daha fazla karıştırıyorsunuz. Sonuçta rehberi açıp numarayı buluyorsunuz ama nasıl olup da böylesine basit ve bildiğiniz bir şeyin zihninizden çıkabilmiş olacağına hayret ediyorsunuz. Numarayı kaydetmeden yine gidip telefonu çeviriyorsunuz ki, yanlış numarayı çevirmişsiniz. Sonunda, bu kez daha dikkatli çevirerek arkadaşınıza ulaşıyorsunuz. Peki acaba, biraz da komik sayılabilecek davranışları nasıl açıklayabiliriz? Freud bu tür olaylara “günlük yaşantının psikopatdojisi” adını vermiştir. “Normal” diye nitelendirdiğimiz bir çok kişide bu tür davranışların görülebileceğini söylemiştir. Ancak işin ilginç yanı Freud bu garip davranışları tesadüflerle açıklama yoluna gitmemektedir. Freud’a göre kişi bu telefon numarasını “bastırdığı” bazı duygularına bağlı olarak unutmuştur. Freud’un “bilinçaltı güdüler” kavramı temelindeki en önemli kavram “bastırma”dır. “Bastırma”(represyon), bilinçli iradenin dışında oluşur. Sanki nefes alma veya yenilen yemeği hazmetme gibi, istemsiz ve otomatik bir davranıştır. Eğer, herhangi bir düşünce veya duygu kişiye bilinçli egosunu kaldırabileceğinden daha çok acı veriyorsa o kişi tarafından bastırılarak bilinç merkezi dışına itilir.
Şimdi yukarıdaki örneğe dönelim. Freud sizin bu telefon numarasını bastırdığınızı söyleyecektir. Bilinçli güdünüzün özür dilemek olmasına karşın, siz aslında bilinçaltınızda bunu yapmayı pek istemeyeceksinizdir. Belki de tartışma sırasında gerçekten hatalı olduğunuza inanmıyorsunuzdur. Diğer bir deyişle, bu özür dileme konusunda bir çatışma içindesinizdir. Bir yandan arkadaşınıza bağımlı olduğunuzu, ondan ayrılmanın kendinizi rahatsız edeceğini bilmekte; diğer yandan da kendi kendinize bu kadar boyun eğdiğiniz veya gururunuzu kıracağınız için kızmaktasınız. Benliğinizin bir kısmı sanki “Niye hep ben özür dilemek zorunda kalıyorum? Niye böylesine bağımlıyım?” demektedir. İşte böyle olunca telefon numarasını unutarak problem çözülmüş olur arkadaşınızı arayıp özür dilemeye ilişkin, bilinçli çatışma, telefon numarasının unutulması ile böylece son bulmuş olmaktadır.
Bu “bastırma” ve “bilinçdışı güdülere” ilişkin düşünceler aşağı yukarı her türlü nevrotik semptomu açıklamak üzere kullanılabilir. Histerik körlük şeklinde nevrotik semptomu ele aldığımızı düşünelim.
Freud’a göre pek çok nevrotik semptomun temelinde, bilinçaltı güdülere bağlı, bastırılmış çatışmalar vardır. Bundan sonra gelecek mantıklı soru ise “peki bu kişilere nasıl yardım edebilirim?” olacaktır. Freud’un buna yanıtı “psikoanaliz ve serbest çağrışım yöntemi” iledir.

Psikoanaliz ve Serbest Çağrışım

Freud nevrotik kaslarını tedaviye başladığında önceleri hem “hipnoz” hem de “”gövdeye mıknatıs uygulama yöntemlerini kullanmıştır. O sıralarda bazı nörologlara göre, gövde üzerine yerleştirilen mıknatıslar, sinir sistemi üzerinde dengeleyici bir etki yaparak gövdedeki elektro-kimyasal süreçleri normalleştirmektedir. Dönemin hekimlerin arasında nevroz hastalığı hala organik kökenli olarak görülmektedir. Freud kısa bir zamanda bu yöntemi terk etmiştir. Ona göre, bu yöntem başarılı olsa bile, başarı mıknatıs etkisine değil o sırada hastaya yapılan telkine bağlıdır. İyileşme de geçici olmamıştır.
Freud “hipnoz” yöntemini daha uzun bir süre kullanmış, ancak sonuçta onu da çeşitli nedenlere bağlı olarak bırakmıştır. Hipnoz sırasında iyi bir trans hali için en azından 15 dakika gerekmekte böylece psikoanaliz süresinin üçte biri boşa gitmektedir. Ayrıca, Freud iyi bir hipnotizmacı değildir. Örneğin hastasına 15 dakika sonra “tamam şimdi hipnoz halindesiniz” dediğinde, hasta genellikle “ama Freud ben tamamen uyanığım, transa girmedim.” diyebilmektedir. Buna karşılık Freud’un biraz da sıkılmış olarak “biliyorum hafif bir trans halindesiniz, haydi devam edelim” yanıtı verebildiği belirtilmektedir.
Freud zaman içinde bu trans durumunun çok az tedavi edici değeri olduğunu görmüştür. Onun asıl düşündüğü, bilinçaltı güdüleri bilinçli hale getirmektir. Hipnotizma sırasında ise bazen hasta derin bir transa girip üzerinde tartışılan bilinçaltı güdülerini daha sonra hiç hatırlayamamaktadır. Oysa Freud’un istediği hasta tümü ile bilinçli olarak işbirliğine girdiği sırada, bu bilinçaltı çatışmalarına çözümleyebilecekleri bir yol bulmaktadır. Sonuçta, bu konuda yararlılığına karar verdiği yöntem Breuner’in “konuşma tedavisi”nden esinlendiği, serbest çağrışım yöntemidir. Bu yöntemde hastadan, mantık kurallarına belirli bir düzene veya söyleyeceklerinin kabul edilir olup olmadığına bakmadan aklına gelen her şeyi söylemesi istenmektedir. Bu olay çok kolay görünmesine rağmen pek o kadar da kolay bir şey değildir. Denediğimizde sık sık duraklamak zorunda kaldığınızı, düşünce akışınızda bloklar oluştuğunu siz de görürsünüz. Bir süre sonra yaptığınız bir serbest çağrışım işini ya devam edemediğiniz için , ya da devam etmek istemediğiniz için, bırakmak istersiniz. Freud bu blokları (resistance) “direnme” olgusuna örnek olarak göstermektedir. Hasta bu süreç içinde, bilinçdışı düşüncelerine karşı gelmekte; onları bilincine kabul etmemekte direnmektedir. Psikoanalizin amacı ise “içgörü” kazanmak veya “kendini öğrenmektir”dir. Freud’a göre, kişi güdüsel çatışmalarına içgörü kazandıkça, nevrotik semptomları, genellikle bir daha geri gelmemek üzere kaybolmak eğilimindedir.

(11)