Menü

Japonların Savaş Taktikleri

30 Ocak 2017 - Diğer

Yeterince tankınız, askeriniz hatta uçaklarınızı kaldıracak benzininiz
yoksa nasıl savaşırsınız? “Hayalgücü” ile mi? Japonlar öyle yaptılar.

Iwo Jima alınmalıydı. Hem de ne pahasına olursa olsun. Küçük bir havalimanı, iki balıkçı köyü ve adanın ucundaki tek

tepesiyle Iwo Jima, korunaksızdı. Amerikan uçakları adanın üzerinde saatlerce uçmuş ve birkaç yüz kişilik Japon müfrezesinin

dışında kimseyi görmemişti. Bu adayı fethetmek, neredeyse keyifli bir yaz yürüyüşüne benzeyecekti.

Amerikalılar haklıydılar. Adada neredeyse kimse yoktu. Japonya’yı bombalayacak uçakların havalanacağı bu küçük ada, derin

bir sessizliğe gömülmüş gibiydi… Amerikalılar, 1945 yazına gelindiğinde sessizliğin anlamını
artık biliyorlardı. Guadalcanal ve Filipinler’deki savaşlarda inanılmayacak şeyler görmüşlerdi. Ama bu seferki iş kolay

olacağa benziyordu. 12 kilometrekarelik bir adada kaç Japon saklanabilirdi ki?

Çıkartmayı yönetecek Amiral Spruance’ın kesin emri vardı: Amerikalı denizciler adaya çıktığında, bir tekinin bile burnu

kanamayacaktı. Hava Kuvvetleri tam 10 hafta boyunca, Heybeliada büyüklüğündeki bu adayı elindeki her şeyle bombaladı.

Çıkartma günü, Amerikalılar zayıf bir dirençle karşılaşacaklarına emindiler…

Fukakku Taktiği

Adadaki Japon birliklerinin kumandanı Tadamaçi Kuribiyaşi, bu “keyifli yaz yürüyüşü”nü Amerikalılar için tam bir cehenneme

çevirdi. Bombardımandan bir ay önce adaya gizlice yerleşen Japon birlikleri ölümüne çalışmış ve bir ayda bu küçücük adanın

altında karınca yuvasını andıran tüneller kazmışlardı.

Adanın altında kazılan tünellerde, 27.000 Japon askeri Amerikalıların gelmesini beklemişlerdi; ağır bombardıman sırasında

ise, Amerikalıları kandırmak için sadece birkaç hava bataryası cevap vermişti. Bu cılız direniş susturulduğunda,

Amerikalılar artık emindi. Adada birkaç yüz Japon askeri ya var ya yoktu.

19 Şubat 1945 günü Amerikalılar Iwo Jima sahiline ayak bastığında, 27 bin Japon askeri bir anda üzerlerine çullandı.

Binlerce Amerikan askeri sadece ilk üç dakika içinde öldü. Donanmanın top salvosu, Hava Kuvvetleri’nin avcı uçakları bile

denizcileri kurtaramamıştı. 25 kilometre uzunluğundaki tüneller zincirine bağlı 1.500 yeraltı korunağından bir anda çıkan

Japonlar, yarım saatlik “Bansai” saldırısından sonra, tanklarıyla birlikte tekrar ortadan kaybolmuşlardı. Amerikalılar, Iwo

Jima’da ilk kez “hayalet bir ordu” ile savaşıyorlardı.

Beşinci günün sonuna gelindiğinde, Amerikalılar sahilden içeriye doğru sadece 450 metre ilerleyebilmişlerdi. Daha fazla

ilerlediklerinde, Japonlar bu sefer arkalarından çıkıyordu. Çıkartmayı yapanlar, ada etrafını çeviren yüzlerce gemiye ve

bire üçlük sayı üstünlüğüne rağmen, kuşatılmışlardı.

Tadamaçi Kuribiyaşi, eğitimini Amerika ve Kanada’da almış, akıllı bir askerdi. Denizde, havada ve karada üstün Amerikalılar

karşısında, savaşı yeraltına indirmişti. Kuribiyaşi’nin “fukakku”, yani canlı esir vermeme taktiği Amerikalı denizcilere

korku salmıştı. Adaya çıkan 76 bin “Marines”, 35 gün süren savaşın ancak 20. gününde bir Japon askerini canlı ele geçirmeyi

başarabilmişlerdi.

Iwo Jima, arkalarında muazzam bir hava ve donanma desteği olan 76.000 Amerikan askerine karşı, kısıtlı cephane ile savaşan

27 bin Japon askerinin verdiği bir kahramanlık hikayesiydi. 200 kadarı dışında 27 bin Japon askerinin tümünün öldüğü bu

savaşta, Japonlar adaya çıkan her üç Amerikan askerinden
birini öldürdüler. Amerikan ordusunun Iwo Jima’da verdiği 23.000 ölü, Pasifik’te o güne kadar verilen en büyük kayıptı…

Avustralya’nın Dibindeki Fethedilemeyen Ada

Japonlar Rabaul’daki küçük Avustralya garnizonunu, 23 Ocak 1942’de yendiler. Bu orta büyüklükteki ada, imparatorluk

ordusunun Avustralya kıtasını fethedeceği “büyük işgal hareketi”nin sıçrama tahtası olacaktı.

Rabaul gerçek bir kaleye dönüştürüldü ve Papua Yeni Gine, Solomon Adaları ve Avustralya’yı işgal etmek için bir levazım üssü

yapıldı. Kokoda Trail, Milne Körfezi, Bougainville, Guadalcanal ve Mercan Denizi Savaşı’na katılan Japon orduları hep

Rabaul’dan yola çıktılar.

Rabaul’un süngertaşı tepelerine 500 kilometre uzunluğunda bir tüneller zinciri oyuldu. Bu tünellerden 15’i hastane amaçlı

kullanılırken, 4 kilometre zunluğundaki bir tünel de 2.500 yatak kapasiteli bir hastane olarak inşa edilmişti. Tüneller

Singapur’da yakalanan Amerikalı savaş tutsaklarına ve yöre halkına kazdırılmıştı. Bu zorlu çalışma sırasında birçok tutsak

öldü.

“Rabaul Kalesi” 5 uçak pistine, bir balona, bir de denizaltı üssüne sahipti. Çok sayıda donanma gemisiyle birlikte, toplam

200.000 kişilik bir Japon ordusunu barındırıyordu. Tünellerine tankların, uçakların ve hatta denizaltıların saklandığı bu

ada, Avustralya’nın yanı başında olmasına rağmen, Amerikalıların işgaline uğramadı.

Amerikalılar etrafındaki tüm adaları almalarına karşın, bu adaya çıkartma yapmaya cesaret edemediler. Rabaul, savaşın son

günlerinde, Tokyo’dan 8.000 kilometre uzaktaki bir Japon kalesiydi. Adadaki 70.000 Japon askeri, ancak Hiroşima ve

Nagasaki’ye atom bombalarının atılmasından ve Japonya’nın teslim anlaşmasını imzalamasından iki yıl sonra ülkelerine

dönebildiler.

Tora, Tora, Tora.

Savaşın belki de en iyi uçağı olan Mitsubishi Zero’lar, Pearl Harbor’u bombalamak için, uçak gemilerinden birbiri ardına

havalanırken, Yamamoto’nun aklında bir tek soru vardı: “Darbeyi ilk vuran kazanır mı?”. Amiral, Japonya’nın zaferi

kazanamayacağını düşünerek, İngiltere ile ABD’ye açılacak bir savaşa hep karşı çıkmış, ama sözünü dinletememişti. Derin bir

incelemeden sonra şu sonuca varmıştı “Japonya’nın tek başarı şansı.Amerika’nın Pasifik Donanması’nı tek vuruşla

sakatlamaktır…”

7 Aralık 1941 Pazar sabahı, Pearl Harbor’ın doğusunda ve batısında yükselen dağların doruklarında bulutlar vardı.

Hawaii’deki Amerikan Hava Kuvvetleri’ne bağlı uçaklardan yalnızca yedi tanesi devriye gezmekteydi. Uçaksavarların başında

kimse yoktu. Donanmanın 780 topunun yalnız dörtte birinin personeli görevlerindeydi. Ordunun 31 bataryasından dördü

mevzilenmişti, ama bunların da cephanesi yoktu; cephaneler, bozulma ya da paslanmayı önlemek üzere depoya gönderilmişti.

Saat 7:40’ta, “Niikata Dağı’na tırmanın” emrini alan Yarbay Fuşida, saldırı emrini mors alfabesiyle verdi: “Tora, Tora,

Tora.” Kaplan anlamına gelen bu söz, şifreli olarak, “Baskın başarıyla gerçekleşiyor” demekti. Japonların planı basit, ama

etkiliydi. Amerikalıların karşı saldırısını önlemek için, bütün askeri havaalanlarını sistemli biçimde yakıp yıkmakla işe

başlıyorlardı. İlk hava saldırı dalgasındaki 40 torpido uçağı, 51 pike bombardıman uçağı ve 49 ağır bombardıman uçağı

bombalarla hedeflerini yok ettiler. İkinci saldırı dalgasının ana hedefi ise ABD’nin Pasifik Donanması’na ait gemilerdi.

“Doğan Güneş”, Tokyo’yu aydınlatmaya başlıyordu. Baskına ilişkin haberler geldikçe, İmparatorluk Donanması Genel

Karargâhı’ndaki coşku artıyordu. ABD’nin Pasifik Filosu’nun perişan olduğu apaçık ortadaydı. Müttefıkler’in
Pasifik’teki kudretlerinin başlıca aracı artık felce uğramıştı, Asya’nın fethi işi devam edebilirdi: “Bansai.”

Amerika’yı İşgale Gelen Çekik Gözlüler

Pearl Harbor’dan sonra Japon Kuvvetleri Pasifik ve Güneydoğu Asya’da cirit atarak, Avrupa sömürge imparatorluklarını

yıldırmışlar, Çin’i güneyden kuşatmışlar, Hindistan’a gözdağı verirken, birbirine uzaklıkları 12 bin kilometre olan bir

coğrafyada savaşa girmişlerdi. Japonlar bu arada Amerika’yı “işgale” de kalkışmışlardı.

Japonlar, Pearl Harbor’dan tam 7 ay sonra, Alaska eyaletine ait Aleut Adaları’nı ele geçirerek “Amerika’nın İşgali

Harekâtı”nı başlattılar. Elbet, Japonlar bunu yapabilecek askeri güce sahip değildi, ama o günlerdeki Amerikan kamuoyu,

California sahillerine Japonların yapacağı çıkartma için neredeyse “gün sayar” olmuştu. Batı sahillerinde yaşayan

milyonlarca Amerikalı, evlerinin bahçesine siper kazıyordu. Ayrıca, Los Angeles sahilleri boyunca kurulan yüzlerce gözetleme

kulesi, ufuktaki Japon çıkartma gemilerini arıyordu.

Bu dönemde Japonlar Tokyo’dan bıraktıkları atmosfer balonları ile California ormanlarını yakmaya kalkıştılar. Çılgınca, ama

gerçek… İşin garibi, Pasifik’te batıdan doğuya esen rüzgârların etkisiyle, 9.000 atmosfer balonunun bir düzine kadarı

Amerika kıyılarına ulaştı, hatta iki-üç tanesi içindeki yanıcı maddelerle California ormanlarına düşerek, küçük yangınlar da

çıkarmayı başardı.

“Buşido” Kuralları İle Askeri Eğitim

1920’li ve 1930’lu yılların ırkçı önyargılarının dünyasında batılı, Japonlara “küçük sarı adamlar” deyip geçme

eğilimindeydi. “Kavruk ve makineden anlamayan” genellemesinin ne kadar saçma olduğu, Pearl Harbor ve Filipinler’e yönelen

saldırılar sırasında ortaya çıktı. Japon Donanması hem gündüz hem gece çarpışmaları için sıkı eğitim yapıyor; deniz

ataşeleri Tokyo’daki planlamacıları ve gemi tasarımcılarını sürekli bir bilgi akışıyla besliyorlardı. Hem ordu hem de hava

kuvvetleri iyi eğitimliydi; çok sayıda usta pilotları, görevlerine son derece
bağlı mürettebatları vardı.

Kararlı ve aşırı yurtsever subaylarının yönetiminde buşido (Japonların geleneksel savaş sanatı) kurallarıyla eğitilen bu

askerler, savunma ve saldırı savaşında müthiştiler. Başka ordularda “son adam kalıncaya kadar dövüşmek” lafla kalırken,

Japon askerleri bu deyimi gerçek anlamıyla alıyor ve bunu gerçekten yapıyorlardı.

Japonya’da zorunlu askerlik olduğundan, ordunun insan gücü ihtiyacını gidermesi de kolaydı. İlk yıllarda ordunun kapasitesi

sınırlıydı, ama genişletme programı ile 1937’deki 24 tümen ve 51 hava filosu, 1941’de 51 tümene ve 133 hava filosuna

çıkmıştı. Bunlara 30 tümen daha katılacaktı. Böylece Japonya 2 milyon yedek destekli, 1 milyondan fazla askere sahipti.

Japonların Gizli Silahları

Japonların Asya ve Pasifik Okyanusu gibi geniş bir coğrafyada Amerika, Britanya, Avustralya, Yeni Zelanda ve Çin ile aynı

anda savaşabilmesinin ardında, savaş alanında muazzam bir “yaratıcılığa” sahip olması yatıyor.

Japonya, ne asker sayısı ne de silah endüstrisi açısından bu ülkelerle yarışabilirdi, ama çok daha yaratıcıydı.Çok daha az

kaynak ve askerle tüm bu ülkelere kök söktürmesinin ardında, düşmanı şaşırtan taktiklere başvurmaları yatıyordu. Örneğin,

kamikazeler. Atom bombası atıldığında bile, Japonların anakarayı koruyacak 1.500 kamikaze uçağına sahip olması,

Amerikalıların karabasanlar görmelerine neden oluyordu.

Japonların savaşın son safhasında geliştirdiği, ama atom bombası yüzünden kullanmaya fırsat bulamadığı “gizli silahları”

arasında en ilginç olanı, hiç kuşkusuz, Aichi M6A Seiran uçağıydı. Panama Kanalı’nı bombalamak için
tasarlanan ve yalnızca 28 tane üretilebilen bu uçak, denizaltıya yüklenebiliyordu. Aichi M6A Seiran, eğer atom bombasından

önce üretilebilseydi, artık abluka altında bulunan Japonya’dan denizaltılar yoluyla ayrılacak ve Pasifik ortasından bir

noktadan kalkıp, Panama Kanalı’nı bombalayarak Pasifik Donanması’nı Atlantik Donanması’ndan koparacaktı.

Ah Şu Yokluk Olmasa, Ne Güzel Savaşırdık.

Peki, tüm bu yaratıcılığına rağmen Japonya neden yenildi? Her şeyden önce, hammadde eksikliğinden. Pasifik’te yenilen

Japonya, petrol gibi birçok temel maddeye artık erişemiyordu. Gaz, elektrik, kömür gibi maddeler çok azalmıştı. Artık

evlerde banyo yapmak tarihe karışmış, kamuya açık hamamlar ise kalabalıktan girilmez olmuştu. Hamamlarda sokaktan odun

parçaları toplanarak gerçekleşen deneyime ise “küvette patates yıkama” deniyordu.

Benzin sıkıntısı yüzünden uçaklar iki saatten fazla uçamıyordu. Çaresizlik içinde olan donanma, yakıt yerine kullanmak üzere

“çam kökü yağı” kampanyasına başvurdu. Bu arada “200 çam kökü, bir uçağı bir saat süreyle havada tutar” sloganıyla tüm Japon

halkı ellerinde kazma kürek çam köklerini çıkarmaya yönlendirildi. Ancak bu emekler boşa gitmeye mahkumdu. Bir varil petrol

elde etmek için 1.000 kişinin 2,5 günlük mesaisi gerekiyordu.

Amaçlanan resmi hedef, günde 12 bin varil petrol üretimi olduğundan, bu hedefe ulaşmak için her gün 1,5 milyon işçinin

yalnızca bu işte çalıştırılması gerekiyordu.
Durum son derece ümitsizdi. Ancak, bu görüşü hükümetin her üyesi aynen paylaşmıyordu. Hükümetin desteklediği slogan ise

şuydu: “100 milyon insan bir bütün halinde ulus için ölmeyi bekliyor”. 1945 Mart’ında Iwo Jima Savaşı’nda Japonların işgale

karşı gösterdiği direniş öyle şiddetli ve fanatik düzeydeydi ki, Amerikan komutanları Japon adalarının işgali için

kayıplarının “en az 268 bin” olacağını hesaplamışlardı. Bu hesabın sonucu ise, tarihin o güne kadar gördüğü en korkunç silah

olan atom bombası oldu…

(106)