Menü

Mars'ın Gizemi

30 Ocak 2017 - Gizemli Yerler

İki yıl öncesine dek her şey oldukça güzel yürüyordu denebilir. Son derece kurnazca bir zamanlamayla ABD’nin Bağımsızlık Günü olan 4 Temmuz’a denk getirilen Pathfinder seferi, beklenenin de üzerinde başarılı olmuş, NASA dünya çapında büyük bir başarı elde etmişti. Dokuz aylık bir yolculuktan sonra Mars’ın yüzeyine bir uzay arcı indirmek, onun içinden çıkan ve bir paten büyüklüğünü biraz geçen ikinci bir araç yardımıyla hem yüzey incelemeleri yapmak hem de dünyaya bu ilginç gezegenden fotoğraflar yollamak az şey değildi elbette. 1997 temmuzunun ilk iki haftası herkes, NASA’nın görkemli Pathfinder seferinden söz etti. Internet üzerindeki “Mars Misyonu” sayfaları, görülmemiş ziyaretçe rekorları kırarken Pathfinder da aralıksız olarak bir sürü fotoğraf iletti dünyaya. Aradan birkaç ay geçtikten sonra Mars da gündemden indi, Pathfinder da. Ama NASA’nın başarısı belleklerden silinmedi.

Bugün, NASA yine Mars misyonuyla gündemde. Ama durum bu kez oldukça farklı. İki yıl önce, el kadar Sojourner aracını Pathfinder’ın içinden gezegene indirip etkileyici yüzey incelemeleri yapan ve mükemmel fotoğraflarla dünyayı heyecanlandıran NASA, bugün “skandal” boyutuna erişen başarısızlıklarıyla sorgulanıyor. Eleştiriler, 3 ay arayla ikinci kez Mars yörüngesinde uzay aracı yitirilince bir anda doruğa çıktı. Neler oluyordu? Mars’ta mı olağanüstü bir şeyler dönüyordu, yoksa NASA aradan geçen 2 yıl içinde o müthiş organizasyon ve proje yönetimi yeteneklerini yitirip beceriksiz bir kuruluş haline mi gelmişti?

İlk büyük düş kırıklığı, geçtiğimiz eylül ayında gerçekleşti. Mars’ın atmosferinde incelemeler yapmak ve ardından gelen araca yol gösterici işlev yapmak üzere 1998 sonlarında Kızıl Gezegen’e doğru yola çıkan Mars Climate Orbiter, 1999 eylülünün son haftasında yörüngeye yerleşecek ve görevini yapmaya başlayacaktı. Bu araçtan beklenilen, gezegenin atmosfer bileşimini ve iklim değişikliklerini incelemek, bu değişimlerin gezegen yüzeyi üzerindeki etkisini ölçmek ve herhangi bir biçimde yaşam barındırma ihtimali olup olmadığını sorgulamaktı. Diğer yandan Mars Climate Orbiter, aynı zamanda üç ay sonra gezegene varıp yüzeye iniş gerçekleştirmesi beklenen Mars Polar Lander’a da rehberlik edecekti bir yanıyla. ışlevi oldukça önemliydi.

Mars’la ilgili gözlemler, hesaplar, yörünge ayrıntıları aylar önce oldukça hassas biçimde gerçekleştirilmiş, bütün iş Climate Orbiter’ı istenen konuma yerleştirmeye gelmişti. NASA’nın web sitesinde, Pathfinder’dan sonra atılacak bu yeni dev adımla nerelere varılacağı anlatılıyor; operasyon saat saat duyuruluyordu. Ancak, Climate Orbiter tam gezegenin dünyadan görülemeyen yanına doğru süzülerek geçti ki, bütün bağlantılar bir anda koptu! Merkez üsteki yoğun çalışmalara karşın araçtan bir daha hiç haber alınamadı. 135 milyon doların “çöpe gittiğini” açıklamak hiç hoş değildi doğrusu NASA’nın prestijli yöneticileri için. Ne var ki, bir şeyler söylemek durumundaydılar. Sonunda, iki haftalık bir araştırma sonrasında NASA’nın iki ayrı birimi ve proje yönetimine yardım eden kuruluş arasında veri işleme sürecini şaşırtacak son derece “sıradan” ama “vahim” bir hata yapıldığı söylendi: Ekiplerden biri metrik ölçü birimlerini kullanırken, bir diğeri ıngiliz ölçüleri olarak bunları değerlendirmiş; dolayısıyla “metre” ile “feet” arasındaki farkın yarattığı sapmayla Climate Orbiter gezegene olması gerekenden çok daha fazla yaklaşarak atmosferde yanmıştı. Aslında araca ne olduğu bilinmiyordu ama, “Herhalde” ifadesiyle birlikte “yok olduğundan” söz ediliyordu. Yine NASA yetkililerinin bildirdiğine göre Climate Orbiter’ın başına gelen şanssızlık, aralık ayında gezegen yüzeyine iniş yapacak olan Polar Lander’ı hiçbir biçimde etkilemeyecekti.

Bütün yoğunluk, Aralık ayındaki projeye yöneltildi izleyen haftalarda. Mars Polar Lander, gezegenin bugüne dek hiç incelenmemiş olan güney kutbuna iniş yapacak ve iki yardımcı modülüyle birlikte yüzey incelemesi sürdürüp Mars’ta buz ve su olup olmadığına netlik getirecekti. Bu araştırmanın sonucu, yakın gelecekte planlanan insanlı yolculuklar için büyük önem taşıyordu, çünkü su olduğu taktirde her şey daha kolay yürüyecekti “üs kurma” çalışmalarında. Diğer yandan, Polar Lander’dan iniş sırasında ayrılıp farklı yönlere doğru inecek olan iki farklı modül de yaşam belirtilerini inceleyecek; şu anda ya da geçmişin herhangi bir döneminde Mars’ta yaşam olup olmadığına ilişkin belirtileri sorgulayacaktı.

Derken, ikinci büyük şok geldi: NASA’nın web sitesinde bütün dünya haber ajanslarının bağlı olduğu bir bilgi akışı sayfası yaratılmıştı. Bu sayfadan NASA, Polar Lander’ın bütün inşini naklen yayımlayacaktı dünyaya. Ne var ki, inişe geçmek üzere dünyayla bağlantısını geçici olarak kesen Polar Lander’dan bir daha hiç haber alınamadı. Uzay yarılmış, Polar Lander içine girmişti!

Başarısızlığın üzerinden bir ay geçtikten sonra NASA “Polar Lander’la bir daha bağlantı kurma umutlarının bittiğini” itiraf etti. Ancak neyin yanlış gittiği, bu sefer nerede hata yapıldığı ve aracın başına ne geldiğiyle ilgili bir tek şey söylenemedi. üç ay arayla, ikinci büyük projesini de Mars’ın kızıl ışıkları arasında yitirmişti NASA.

İki başarısız projenin yankıları şu günlerde giderek artmaya başlıyor. Değişik kesimlerden farklı bakışlara göre yapılmış eleştiriler yükselmeye başladı bile. Gelenekçi ve muhafazakar siyasi kuruluşlar, “Amerikan halkının parasını bir hiç yüzünden mi sokağa attınız?” diyerek işin mali boyutuyla ilgileniyor daha çok. Sözü edilen para 300 milyon doları bulduğu için, NASA yetkilerinin başının iyice ağrıyacağını söyleyebiliriz. Ama bizim için asıl ilginç olan tepki, esoteriklerden, bağımsız bilim araştırma kuruluşlarından ve çeşitli bilim adamlarından geliyor: “Mars’ta neler oluyor ve siz orada ne yapıyorsunuz?”

Sözünü ettiğimiz kesimde yaygın görüş, Climate Orbiter’ın “metrik sistem hatası” dahil, son iki Mars misyonuyla ilgili olarak NASA’nın yaptığı açıklamaların hiç inandırıcı olmadığı yolunda. Yaz aylarında bizzat NASA bilim adamlarınca “Mars gezegenindeki doğal koşullar bir milyar yıl önce aynı dünyadaki gibiydi, yaşamın dünyaya Mars’tan taşınmış olması yabana atılacak ihtimal değil” biçiminde açıklamalar yapılması ve bu iki Mars aracının sırları çözmekte çok yardımcı olacağının vurgulanması, sıradışı teorilere ilgi gösterenleri heyecanlandırmış durumda. “Mars yakınlarında neler oluyor?” sorusunun dayanakları, bir yanıyla “dünyadışı uygarlıklar” sorununa gönderme yapıyor, diğer yanıyla da 2000 yılı dolayları için binyıllardan bu yana yapılan kehanetlerin yeniden ısıtılmasına neden oluyor. Sorular, çok fazla:

Bundan 24 yıl önce Viking 1 uzay aracının çektiği Mars fotoğraflarında, gezegen yüzeyinde bir “insan yüzü”nü andıran tümsek görülmüş, az ilerisinde de Mısır piramitlerini çağrıştıran ve yarı yarıya kumlar altına gömülmüş oluşumlar dikkati çekmişti. NASA yetkilileri bunların “ışık oyununa bağlı algı hatası” olduğunu ileri sürmüş ve “Mars’ta değil piramit ya da Sfenks, en ilkel halinde bile yaşam izi yok” demişlerdi. Ama 1996 yılında, Antarktika’daki çok eski bir Mars meteoritinin üzerinde yapılan incelemelerde bakteri fosillerine rastlanması, bu gezegende yüz milyonlarca yıl önce yaşam olduğuna dair reddedilmesi güç veriler koyuyordu ortaya.
Graham Hancock ve onunla aynı kulvarda yürüyen esoterik yazarlar, Mars gezegeni ile dünyanın geçmişi arasında sıkı bir bağ bulunduğunu, ancak buna ilişkin izlerin neredeyse bütünüyle silinmiş olması nedeniyle giz perdesinin aralanamadığını yazıyorlardı yıllardır. Hancock’ın “Mars Gizemi” adlı best-seller yapıtı, şu Cydonia bölgesindeki “insan yüzü” ile Mısır’ın Sfenks’i arasındaki şaşırtıcı bağıntılara dikkat çekiyordu.
Nostradamus’un dizeleri değil belki ama, ı.ö 1200 yıllarına dek dayanan eski yazıtlardaki ilginç iddia ve kehanetler, belli bir tarihte ortaya çıkacak “olağanüstü koşullar”dan söz ediyorlardı ısrarla. Bunlar arasında büyük dinlerin kutsal kitapları da vardı. Sözü edilen dönemin yıldız döngülerine göre tarihlenmesiyse, aşağı yukarı içinde bulunduğumuz yıllara, yani 2000 – 2004 arasına rastlıyordu. Acaba, birkaç bin yılda bir yaşanan olağandışı bir şeyler mi vardı ufukta ve biz bilgilendirilmiyorduk?
Zecharia Sitchin’in “Dünya Günceleri” dizisindeki 8 kitapta çerçevesi çizilen teorisine göre binlerce yıl önce dünyaya inip Eski sümer uygarlığını kuran Nibiru gezegeninin güçlü sakinleri, gezegenlerinin yörüngesi yaklaştıkça dünyaya iniyorlardı ve bir hesaba göre en son ı.ö 1600 dolaylarında dünyadan ayrılmışlar, 3600 yıllık yörünge sürecinin tamamlanacağı 2000 yılında döneceklerini söylemişlerdi. ABD, NASA ve çok küçük bir azınlık bunu biliyor ve herkesten gizliyor muydu?
Ağustos ayının ortalarında, NASA’nın Cassini adlı uzay aracı, dünya yörüngesinden aldığı hızla Satürn’e doğru yola çıktı. Resmi açıklamaya göre Cassini Satürn’ün uydularını, atmosferini ve şu ünlü “halkaları”nı inceleyecek. Ancak uzay aracının 30 kilo plutonyumla yüklü olması bilim çevrelerinde şaşkınlık yarattı: Bu, müthiş bir nükleer gücün uzaya doğru yola çıkarılması demekti. Yüzyılın son güneş tutulmasıyla gözü boyanan medyanın dikkatinden kaçtı ama aynı günlerde dünyanın değişik ülkelerinden bilim adamları “Cassini’yi durdurun” sloganıyla protesto gösterileri yaptılar.şöyle soruyorlardı: “Uzayda birilerini mi bekliyorsunuz? Niçin bu denli etkili bir nükleer maddeyi uzay aracına yüklediniz?” Aynı günlerde aynı soru, ABD Savunma Bakanlığı’na da yöneltiliyordu, çünkü ünlü “Yıldız Savaşları” projesine yeniden start verilmiş, üstelik bütçesi çok daha yükseltilmişti. “Bu ilginç silahları uzaya yerleştirerek kiminle savaşmaya hazırlanıyorsunuz?” diye soruyordu bilim adamları, “Beklediğiniz birileri varsa, bunu biz de bilelim!”

Dünya tarihinin oldukça kritik ve sıradışı bir dönemine giriyoruz. Bu arada, teknolojinin çok daha geri olduğu dönemlerde bile insansız uzay araçlarını başarıyla yöneten NASA, son üç ay içinde iki gelişmiş aracını art arda Mars dolaylarında yitirdi. Hiçbir açıklama yok, sorulara verilen ele tutulur yanıtlar yok. Bu araçlara ne oldu? Hiç kimse bilmiyor. Ancak, eğer Mayıs ayı dolaylarında Mars yakınlarından geçip Satürn’e doğru yola devam edecek olan, plutonyum yüklü Cassini’nin de başına bir şey gelirse, işler iyice ilginçleşeceğe benziyor.

(12)