Menü

Mucit Hayvanlar

30 Ocak 2017 - Diğer

Sorunlarına pratik çözümler bulan, hatta alet yapan canlıların sayısı tahmin ettiğimizden de fazla. Kimi kanca şeklini

verdiği ince dallarla ağaç kabuklarından böcek çıkarıyor, kimi avladığı yengeç kaçmasın diye yosunlara sarıyor… İşte

hayvanlar dünyasından şaşırtan örnekler…

Selcen Pirge / Atlas, Aralık 2007, sayı 177

Büyük Okyanus’un güneyindeki adalarda yaşayan Yeni Kaledonya kargaları, alet kullanma yetenekleriyle ünlü. Bu kargalar,

laboratuvar deneylerinde müthiş bir beceri sergiledi. Örneğin düz bir teli büküp kanca haline getiriyor ve bunu uzun bir

tüp içindeki küçük yemek kovasını çıkarmak için kullanabiliyorlar. Yaşam alanları dağlık ve ormanlık olduğu için Yeni

Kaledonya kargalarını doğal ortamlarında gözlemlemek çok zor. Ancak, çalışmaları Ekim 2007’de Science dergisinde yayımlanan

Oxford Üniversitesi araştırmacıları, farklı bir yöntemle doğada da çok becerikli olduklarını gösterdi.

Bilim insanları, kargaların kuyruklarına çok hafif kameralar taktı ve hareketlerini izledi. Kargaların gagalarına aldıkları

otları toprağa sürterek yerde böcek aradığı, ince dallarla da kuru ağaçlardaki çatlakları yoklayıp böcek çıkardığı

belirlendi. Yalnız, bu iş için herhangi bir dal parçası seçmiyorlar. Araştırmayı yöneten Dr. Christian Rutz ‘alet

yapıyorlar, bu çok olağan dışı’ diyor. Oxford Üniversitesi’nden Profesör Alex Kacelnik, üstünde başka dalcıklar olan

dalları seçip kanca şekli elde edene kadar bunları kırdıklarını belirtiyor. Minik kameraların kayıtları, bazı aletleri

gagalarında taşıyarak uçtuklarını da gösteriyor.

Sonuçları Current Biology dergisinde yayımlanan bir başka çalışma da çok ilginç sonuçlar ortaya koydu. Deneylerde Yeni

Kaledonya kargaları önce kısa bir çubukla bir kutunun içinde duran, gagalarıyla ulaşamadıkları uzun çubuğu aldı; ardından

uzun çubuğu kullanarak başka bir kutudaki et parçalarını aldı. Ete kısa çubukla yetişemezlerdi. İşin ilginç yanı, yedi

kargadan altısı ilk denemede ete nasıl ulaşması gerektiğini anladı.

Yeşil balıkçıl kuşu (Butorides virescens) suya böcek, solucan, tüy gibi yemler atarak bunlara gelen balıkları avlıyor.

Kuşbilimci Dr. Luis F. Baptista, balıkları çekmek için yaprak ve ince dallar da kullandıklarını belirtiyor.
Dev suyosunlarının bulunduğu bölgelerde yaşayan susamurları, yakaladıkları yengeçleri yosunlara sararak kıpırdanıp

kurtulmalarını önlüyor.
Ağaçkakan ispinozu (Camarhynchus pallidus) kaktüs dikenleriyle böcekleri çatlakların, yarıkların içinden çıkarıyor.

İlginç bir örnek de çardakkuşları (Ptilonorhynchidae). Avustralya ve Yeni Gine’de yaşayan çardakkuşlarının erkekleri, yerde

çardak benzeri yapılar kuruyor. İçlerini renkli, pırıltılı nesnelerle süslüyor. Bu, dişileri cezbetmelerini sağlıyor.

Özellikle mavi renkteki cisimleri toplayan saten çardakkuşu (Ptilonorhynchus violaceus) boyama da yapıyor.
Kuşbilimci Luis F. Baptista, lifli ağaç kabuklarını fırça gibi kullanarak çardakları renkli meyvelerle boyayabildiklerini

söylüyor.

Batı Avustralya’daki Köpekbalığı Körfezi’nde ilk defa burnunda garip bir şey olan bir yunus görüldüğünde bunun tümör olduğu

sanılmıştı. Sonradan, bir deniz süngeri olduğu anlaşıldı ve burunlarında sünger olan başka yunuslara da rastlandı.

Yunusların, süngerleri kullanarak burunlarını incitmeden dipte kumun içine saklanmış balıkları, kabukluları aradıkları

sanılıyor. Görünüşe göre burunlarını süngerler sayesinde keskin taşlardan, kabuklardan koruyorlar. Zürih Üniversitesi’nden

Michael Kruetzen ve meslektaşları, Köpekbalığı Körfezi’nde yalnızca bir tane sünger kullanan erkek yunus tespit edebildi.

Bu şekilde avlanan yunusların neden genellikle dişi olduğunu ise kesin olarak anlayamadılar.

Örücü karıncalar (Oecophylla) da yunuslar gibi başka canlıları ‘kullanıyor’. Yaprakları kıvırıp birleştiriyorlar ve ‘dikiş

makinaları’ kullanarak ağaçlarda yapraktan yuva yapıyorlar. Eğer bir karınca, azıcık da olsa bir yaprağı kıvırabilirse

diğerleri de ona katılıyor. Birbirlerine tutunarak kendi bedenlerinden zincirler oluşturuyor, yaprak kenarlarını bir araya

getiriyorlar. Bu arada, başka karıncalar da gidip özel olarak seçilmiş larvaları getiriyor. Bunlar gelişimlerinin belirli

bir aşamasına gelmiş, büyük ipek bezleri olan larvalar. Karıncalar, larvaları yaprak kenarlarında dolaştırıyor ve

ipekleriyle yaprakları birbirine tutturuyor. Larvalar ‘dikme’ işlemleri sırasında hareketsiz. Karıncalar, kafalarına

antenleriyle dokunarak ne zaman ipek salgılamaları gerektiğini işaret ediyor. Sonunda ortaya, ağacın diğer yaprakları

arasında kamufle olmuş çadır gibi bir yuva çıkıyor.

Peki ya mikroorganizmalar? Kısa süre önce, San Diego Eyalet Üniversitesi’nden Profesör Moselio Schaechter, tek hücrelilere

dikkat çekti. Schaechter denizlerde yaşayan bazı canlıları (Euplotidium) örnek gösteriyor. Bu mikroskobik canlılar,

sırtlarında bazı ilginç bakterileri taşıyarak ‘düşmanları’ tarafından yutulmaktan kurtuluyor. Araştırmacıların tam olarak

anlayamadığı sinyaller sırtlarındaki bakterileri tetikliyor; bakterilerin uzun, kırbaç benzeri uzantılar fırlatmalarına

neden oluyor. Deneyler, bu bakterileri taşıyan tek hücrelilerin, düşmanları tarafından yutulmadığını, taşımayanların ise

kolayca yutulduğunu gösterdi. Schaechter, bunun nedeninin bilinmediğini söylüyor.

(3)