Menü

Öbür Dünyadan Gelen Besteler

30 Ocak 2017 - Parapsikoloji

Birçok medyum, ölmüş olan çeşitli sanatçıların kendileri aracılığıyla yeni eserler ürettiklerini öne sürüyor.
Beethoven, halen 10. senfonisi üzerinde çalışıyor. Müzisyenlerin ve diğer sanatçıların ölümlerinin yıllar, hatta yüzyıllar geçmesine rağmen eserler vermeleri, gerçekten olağanüstü bir olay gibi gözüküyor. Ancak, bu tür olaylar ruhçulara, son derece doğal geliyor. Bu konuda en tanınmış medyumun Rosemary Brown olduğu söyleniyor. Rosemary Brown, Beethoven, Brahms, Chopin, Liszt, Debussy, Schubert ve Stravinky’nin sanki, dünyadaki gönüllü elçileri gibi davranmaktadır. Müzik bilgisi yok denecek kadar azdır, kendisini ölmüş olan bestecilerin, yardımsever bir arkadaşı gibi görmektedir. Brown, daha genç bir kızken, yaşlı bir adamın hayalini görüyordu. Bu adam, ona kendisinin ve diğer büyük bestecilerin onunla arkadaş olup, harikulade müziklerini öğreteceklerini söylüyordu. Bu olayın üzerinden yıllar geçti. Bir gün, Brown, Franz Lizst’in (1811-1886) resmini gördü. Bu adam, yıllar önce hayalini gördüğü yaşlı adamın, ta kendisiydi… Brown, o yıllardan sonra ölmüş bestecilerle tanışmaya başladı. 1964’te Beethoven ve Chopin de dahil olmak üzere büyük besteciler onunla “ilişkiye” geçtiler. Artık hayatının çalışması başlamıştı. Onların bitmemiş, eserlerini, senfonilerini notaya dökmeye başlamıştı. Ölümden sonra, hayatın devam etmesi konusundaki inancı daha da güçlendi. Gelmiş geçmiş büyük müzisyenler halen onun yardımı ile eserlerini üretiyorlardı. Ona “nakledilen ” parçalar, taslak şeklinde değildi. Genellikle piyano, bazen de tüm orkestra için düzenlenmiş bestelerdi. Brown’a göre, kendisi ile ilişkiye geçildiğinde, müzik çoktan bestelenmiş oluyordu. Bedensiz besteciler, bu hazır parçaları ona sadece yazdırıyorlardı. Gerçekten bu işlemi izleyenler, Brown’un notaları, büyük bir hızla yazmasını hayretler içinde izliyorlardı. Bu yazış, onun normal kapasitesi ve bilgisinin çok üzerindeydi. Bu yazma celseleri sırasında, Brown, görülmeyen ziyaretçilerle sohbet ediyordu. Bu işi o kadar doğal yapıyordu ki, gözlemciler, durumun garipliğine rağmen, kuşkuya kapılmıyordu. Elinde kalem Franz Lizst ile konuşuyordu: “Anlıyorum… Evet… Bu iki ölçü çizgisi buraya yazılacak… Değil mi? Özür dilerim.. Çok hızlı gidiyorsunuz. Tekrarlar mısınız?” Yazdıklarını kontrol ve besteciler ile konuşmak için verdiği aralıkların dışında, çoğu bestecinin yapabileceğinden çok daha hızlı bir biçimde notaları kağıda geçiriyordu. Bazen yazma işlemi bölünüyordu. Sözgelimi, Lizst, heyecanlanıp, Almanca veya Fransızca konuşmaya başladığında, Brown, kibarca kendisini uyarıyordu. Chopin de, sık sık dalgınlıkla ana dili olan Lehçe ile konuşuyordu. Bu durumda, Brown da, Polonya dilini okunduğu gibi bir kağıda yazıyor ve sonrada tercüme ettiriyordu. Acaba, Lizst, Chopin, Beethoven ve Brahms’ın ölümlerinden sonraki besteleri diğer eserlerine benziyorlar mı? Konser piyanisti Hephzibah Menubin, şöyle diyor: “Ben bu eserlere çok büyük bir saygı ile bakıyorum. Her parça belirgin bir şekilde, ait olduğu bestecinin stilinde.”
Bir çok araştırmacı, bu tür müziklerin ölmüş bestecilerden gelmediğine inanıyorlar. O zaman, bu müzikler, nereden kaynaklanıyor? Brown’da bilinçli olarak oluşmadığı kesindir. Çünkü onun dikte yaparken gerçekten büyük zorluklara katlandığı gözlemlenmektedir. Ruhlarla uğraşan kimseler, derin ilham kaynaklarının Hayatın Kitabı’ndan geldiğine inanıyorlar. Onlara göre, burada bütün bilgiler mevcut. Bazı beyinlerde ve aşırı duyarlı kişilerde bu bilgiler ortaya çıkıyor. Brown da böyle biri olabilir. Chopin veya Beethoven’den geldiğini iddia ettiği müzik, insanların kolektif bilinçaltında varolan müzikten gelebilir. Kişi olarak utangaç bir yapıda olduğundan, bilinci ona bu müziğin ünlü bestecilerden empoze edebilir.

(7)