Menü

Agarta – 16

30 Ocak 2017 - Agarta

Kaynak : Agarta-Yeraltı Devleti, Bilim Araştırma Merkezi
b- Kuzey Şamballa :
1920′ lerde bir Şangay gazetesinde, Dr. Lao-Tsin’ in bir ütopya peşinden Orta Asya’ ya yaptığı seyehat üzerine yazdığı bir makale yayımlandı. Doktor, James Hilton’ un “Lost Horizon” (Kaybolan Ufuk) adlı romanının yayımlanmasından önceki bir tarihe rastlayan bu renkli hikayesinde; Nepal’ li bir Yogi ile Tibet’ in yaylalarına yaptığı tehlikeli geziyi anlatır.
İki gezgin, boş bi dağlık bölgede, keskin kuzey rüzgarlarından korunmuş ve çevresine nazaran daha ılıman bir iklime sahip, saklı bir vadi bulurlar. Dr. Lao-Tsin, “Şamballa Kulesi” nden ve merakını uyandıran laboartuvarlardan bahsediyordı. İki gezgin, vadide yaşayanların büyük bilimsel aşamalar yaptıklarını görmüşler, uzun mesafeler dahilinde yapılan olağandışı telepati deneylerini de seyretmişlerdir. Eğer, her şeyi açıklamamak üzere burada yaşayanlara verilmiş herhangi bir sözü olmasaydı, Çinli doktor, vadide geçirdiği günler hakkında daha çok şeyler anlatabilirdi.
Doğu’ nun Kuzey Şamballa tradisyonuna göre, Orta Asya’ da şimdi sadece tuz gölleri ile kumların bulunduğu yerde bir zamanlar muazzam bir deniz mevcuttu. Bu denizin, şimdi geriye dağlardan başka hiçbir şeyin kalmadığı bir adası vardı. O uzak devirlerde büyük bir olay meydana geldi:
“Ateş’ in Çocukları’ nın, Venüs’ ten gelen Alev Senyörleri’ nin arabası, püsküren alevden dilleri ile göğü dolduran korlaşmış ateş kütlelerince çevrili olarak, ölçülmeyecek yüksekliklerden hızlı düşüşün görkemli kükreyişi ile göksel mekanların içinden yeryüzüne doğru parladı; Gobi Denizi’ nin sinesinde gülümseyerek uzanan Beyaz Ada’ nın (White Island) üzerinde asılı kalarak durdu.”
Sibirya, Tunguska’ da 1908′ de yere çakılan kozmik uzay gemisi olayının zamanımıza yarattığı tartışmanın çerçevesi içinde bu Sanskrit metinin ciddi olarak incelemeliyiz.
Şamballa, Tibet ve Moğolistan folkloru ile şarkılarında, en yüksek dereceden bir realite biçmine dönüşene kadar yüceltilmiştir. Nicholas Roerich, Orta Asya’ daki bir sefer gezisi sırasında, Şamballa’ nın üç ileri sınır noktasından biri olarak kabul edilen beyaz bir sınır boyu mevkiine rastladı. Lamalık’ta Şamballa inancını ne kadar kuvvetli olduğunu göstermek için, Roerich’ le konuşan Tibet’ li bir rahibin sözlerini aktaralım:
“Şamballa halkı zaman zaman dünyaya çıkar. Şamballa’ nın, dünya ortamında yaşayan ortakları ile buluşurlar. İnsanlğın iyiliği için dışarıya kıymetli hediyeler, harikulâde emanetler gönderirler.”
Csoma dö Köros (1784-1842), Tibet’ teki budizm geleneklerini inceledikten sonra Şamballa ülkesini Siri Derya Nehri’ nin ötesinde, 45 ile 52 derece kuzey paralelleri arasında yerleştirmiştir. Belçike, Antwep’ de yayımlanan bir onyedinci yüzyıl haritasının Şamballa ülkesini göstermesi dikkate değer bir husustur.
Peder Stephen Cacella gibi Orta Asya’ daki ilk Cizvit gezginleri, “Zembala” adında bilinmeyen bir bölgenin varlığını kayıtlarına geçirmişlerdir.
Albay N.M. Prjevalsky ve Dr. A.H. Frank gibi kâşifler, çalışmalarında Şamballa’dan bahsederler. Eski bir Tibet kitabı olan “Then Path to Shambhala” nın (“Şamballa’ya Giden Yol”), Prof. Grünwedel’ce yapılan tercümesi ilginç bir dökümandır. Ancak, coğrafi işaretler sanki bir amaçla belirsiz hale getirilmişlerdir. Yerlerin ve manastırların eski ve yeni isimler ile onlar, tamamen aşina olmayan birinin işine yaramazlar. Koloniler hakkında gerçekten bilgisi olanlar, Gözeticiler’ in insanlık üzerine çalışmalarını engellememek için nerede olduklarını hiçbir zaman açıklamayacaklardır. Ayrıca, Doğu edebiyatı ve folklorunda bu yerlere yapılan atıflar, değişik bölgelerdeki topluluklardan bahsettikleri için bazen çelişkiye düşmüş gibi görünürler.
Andrew Tomas, bu konuyu birçok yıllar inceledikten sonra bu bölümü Himalayalar’ da yazmıştır. Kendisine göre, “Şamballa” adı, Gobi’ deki Beyaz ada’yı, Asya ve diğer yerlerdeki saklı vadiler ile tünelleri ve daha birçok şeyi kapsar.
Taoizm’ in kurucusu Lao Tse (İ.Ö. 6. Yy), “batı tanrıçası” olan His Wang Mu’nun yurdunu aramış ve bulmuştu. Taoist gelenek, tanrıçanın binlerce yıl önce bir ölümlü olduğunu doğrulamaktadır. Tanrıça, “ilahi” olduktan sonra, Kun Lun Dağları’ nda inzivaya çekilir. Çinli rahipler, rehbersiz gezginlere geçit vermeyen muhteşem güzellikteki bir vadinin mevcudiyeti üzerine ısrar etmektedirler. Kun Lun Dağları’ ndaki bu vadi, bir cinler topluluğuna hükmeden His Wang Mu’nun yurdudur. Bunlar, dünyanın en büyük bilim adamları olabilirler.
Bu görüş açısından bakıldığında, Roerich Heyeti tarafından (Kun Lun Dağları’ nın bir uzantısı olan) Karakurum Dağları üzerinde acayip bir uçan aracın görünmesi olduça anlamlıdır. Bu acayip disk, “tanrılar” a ait bir uçak olabilir, ya da uzay hangarından gelmiş olabilir.
Şimdiye kadar söylenenlerden anlaşılacağı gibi, gizli topluluklarda yaşayanlarla temas kurmanın zorluğu açıkça bellidir. Yine de bu karşılaşmalar, kayda geçirenlerden çok daha sık olagelmiştir. Kayıtların bulunmaması, bu eski kolonilerin ziyaretçilerinin, haklı nedenlerle, kaçınılmaz bir gizli yemini etmeye bırakılmaları ile açıklanabilir. “Mahatma” lar, Kadim Bilim’ in bekçileri ve Çağlar’ ın Hazinesi’ nin gözetiçileri olduklarından; değişiklil meraklıları, hazine avcıları, ya da süpheciler tarafından rahatsız edilmek istemezler.
Mahatmalar’ ın, insanlığa yardım faaliyetlerinin kapsamını aydınlatıcı bir biçimde özetleyen mektupların birinden aktarma yapmak yerinde olacaktır:
“Sayısız kuşaklarca üstadlar, yalçın kayalıklardan oluşan bir mabed, devasa bir Sonsuz Düşünce Kulesi inşa etmişlerdir. Burada ‘Titan’ yaşamıştır ve daha gerekirse tek başına yaşayacak, buradan ancak her devrenin sonunda, kendisiyle birlikte çalışmak ve sırası geldiğinde boş inançlı insanları aydınlatmak için insanlığın seçkin kişilerini davet etmek üzere çıkacaktır.”
Temmuz 1881′ de Mahatma Koot Humi böyle yazmıştır.
Evrim yolundaki büyüklerimizin, “İyi Kanun” un takipçileri kişilerin Atlantis’ ten göçlerini emretmiş olmaları çok muhtemeldir.
Atlantis’ in görkemli günlerinde ulaştığı tüm maddesel ve spiritüel aşamalar halâ daha gizli kolonilerde muhafaza ediliyor olabilirler. Bu ufacık Cumhuriyet, Birleşmiş Milletler Organizasyonu’ nda temsil edilmemesine rağmen, Dünya gezegenindeki tek kalıcı devlet ve kayalar kadar eski bir bilimin bekçisi olabilir. Şüpheciler şunu unutmamalıdırlar ki Mahatmalar’ ın Mesajları, belirli bazı hükümetlerin devlet arşivlerinde halâ korunmatadırlar.
Rus folklorunda, içinde hakkaniyetin hükmettiği Kitezh yeraltı kentine dair bir efsane vardır. Çar hükümetince mahkûm edilen İhtiyar İnançlılar (Old Believers) bu Vadedilmiş Ülke’ yi aramışlardı. Gençler, “Nerede bulunacak?” diye sorduklarında ihtiyarlar, “Batu yolunu izleyin”, diye karşılık verdiler. Tatar fatihi Batu Han, batıya doğru ilerleyişine Moğolistandan başlamıştı. Bu yön, ütopyanın Orta Asya’ da bulunacağını belirtiyordu.
Efsanenin diğer bir çeşitlemesinde de Rusya’ daki Sveltloyar Gölü belirliyordu. Ancak, gölün dibi taranıp da birşey bulunamayınca bu iddanın aslı olmadığı anlaşıldı. Kitezh geleneğini Kuzey Şamballa geleneği ile birlikte ele almak gerekir. Aynı şeyi Belovodye Destanı için de söyleyebiliriz.
Rus Coğrafya Derneği’ nin 1903 yılı Dergisi’ nde Korolenko’ nun yazdığı, “Ural Kazakları’nın Belovodye Krallığı’na Yaptıkları Yolculuk” adında bir makale vardır. Aynı şekilde, 1916′ da Batı Sibirya Coğrafya Derneği de Belosliudov’ un “Belovodye Tarihi’ne” başlıklı bir yazısını yayımladı.
Bilimsel kuruluşlarca sunulan bu makalelerin her ikisi de oldukça ilginçtir. Rusya’ daki “Starover” ya da İhtiyar İnaçlılar arasında süregelen tuhaf bir tradisyonda bahsederler. Buna göre, “Belovodye” ya da “Belogorye” -Beyaz Sular’ ın ve Beyaz Dağlar’ ın ülkesi- diye bir yerde dünyasal bir cennet mevcuttur. Şunu da unutmayalım ki Kuzey Şamballa, Beyaz Ada (White Island) üzerine kurulmuştu.
Bu hayalet krallığın coğrafi konumu, ilk anda edinilen izlenimdeki kadar belirsiz olmayabilir. Orta Asya’ da, bazılarının korumakta olduğu, beyaz bir tabaka ile kaplı birçok tuz gölü vardır. Chang Tang ile Kun Lun Dağları’ nın tepeleri de karla kaplıdır
Nicholas Roerich’ in Altay Dağları’ nda edindiği bilgiye göre, büyük göllerin ve yüksek dağların ötesinde bir “gizli vadi” mevcuttu. Birçok kişinin Belovodye’ ye ulaşmak için çabalamasına rağmen, başaramadıklarından söz ediliyordu. Ancak, aradıklarını bulan bazı kişiler, kısa bir süre için orda kalmışlardı. Ondokuzuncu yüzyılda, iki adam bu ütopyaya ulaştılar ve geçici olarak orada yaşadılar. Döndüklerinde, kaybolmuş koloni hakkında harikalardan bahsettiler, ama “diğer harikalardan söz etmelerine izin verilmemişti.”
Bu hikâyenin, daha önce anlattığımız Dr. Lao-Tsin’ inki ile birçok ortak noktası olduğu görülüyor.
Roerich’ in bu toplulukların birinden manastırına dönmekte olan bir lama hakkındaki hikâyesinden, bu gizli yerleşim merkezlerindekilerin bilime yönelik kişiler oldukları sonucunu çıkarabiliriz. Bu keşiş, dar bir yeraltı geçidinde kusursuz yetiştirilmiş bir koyunu taşımakta olan iki adama rastlar. Hayvan’ ın, gizli vadide uygulanan bilimsel üretme için kullanıldığını anlaşılmaktadır.
Misyonerlerin, ondokuzuncu yüzyıldan kalan ve Çin imparatorlarının kritik zamanlarında akıl danışmak üzere “Dağların Cinleri” ne (Genii of the Mountains”) temsilciler gönderdiklerini teyit eden nadide raporları Vatikan Arşivleri’ nde korunmaktadır. Bu dökümanlar, Çinli diplomatların nereye gittiklerini belirtmeseler dahi, sadece Chang Tang, Kn Lun ya da Himalayalar”a gitmiş olabilirlerdi.
Katolik misyonerlerin bu kayıtları (ve Monseigneur Delaplace’ nin yazdığı “Annales de la Propagation de la Foi”), Çinli bilgelerin Çin’ in geçit vermeyen bölgelerinde yaşayan insanüstü varlıklara inandıklarını gösterir. Kayıtlardaki tariflere göre “Çin Koruyucuları” (“Protectors of China”) görünüşte insana benzer ama fizyolojik olarak bizlerden farklıdırlar.

(6)