Menü

Ay'a gerçekten ayak bastık mı?

30 Ocak 2017 - Diğer

Bundan 35 yıl önce, 20 Temmuz 1969’da ilk kez bir insan Ay’a ayak bastı. Bunun yüzyılın en önemli birkaç olayından biri olduğu konusunda kimse bir şey söyleyemez. Neil Armstrong ve ardından Buzz Aldrin, Ay’da ilk yürüyen insanlar oldu. Aslında konu “insanlık için büyük bir adım” atmak değil, “Amerika için dev bir adım” atmak idi. O dönemde Amerika ile Sovyetler Birliği Soğuk Savaş içindeydi, uzay çalışmaları konusunda inanılmaz bir rekabet yaşanıyordu, üstelik Sovyetler uzaya insan göndererek Amerika’ya fena halde tozunu yutturmuştu. John F. Kennedy başkan seçilince bu konuda ne gerekiyorsa yapmaya karar verdi. Önce Almanya’dan Dr. Van Braun adlı bir bilimadamı ithal etti. Bunun sebebi astronotları aya taşıyacak roketlerin hazır olması ama onları uzaya taşıyacak büyük roketin yapılamaması idi. Nasa, bugün bile hala kullandığı roket teknolojisini geliştirdi ve 110 metrelik Apollo 8 V Saturn roketi hazırlandı. İlk aşama 3 astronotu Ay’ın yörüngesine sokup sağ salim geri göndermekti. 21 Aralık 1968’de gerçekleşen ve fırlatma ile başlayan görev başarılı oldu. Sırada Ay’a inecek Eagle aracı ile Neil Armstrong, Buzz Aldrin ve Michael Collins’i taşıyan Apollo 11 V Saturn roketi vardı. Fırlatma 16 Temmuz 1969’da, Cape Canaveral üssünden yapıldı.

Apollo 11 yörüngeye 19 Temmuz’da girdi, “Huzur Denizi” adı verilen iniş bölgesi belirlendi. Ay’a inen Eagle içinde 7 saat hazırlık yapıldı ve saat 22:56’da “insanlık için büyük o efsanevi adım” atıldı. 2,5 saat süren görev sırasında taş ve kum örnekleri toplandı, lazerli cihazlarla Ay ile Dünya arasındaki mesafe ilk kez kesin olarak ölçüldü, rüzgardan parçacıklar toplandı, dönemin başkanı Nixon ile konuşuldu, golf oynandı ve bir gece orada kalındı. Ekip ertesi gün yörünge modülünde kalan Michael Collins’in yanına döndü ve 24 Temmuz’da Pasifik Okyanusu’nda indiler.

Komplo başlıyor…

Şimdi buradan John F. Kennedy’nin başkan seçildiği döneme geri dönelim. Kendisinin bu konuda ne gerekiyorsa yapmaya karar verdiğini söylemiştik hatırlarsanız. 9 yıl boyunca yapılan bütün ölçümler, Ay’daki radyasyon oranının bütün çalışmalara rağmen oraya herhangi bir canlı göndermeyi imkansız hale getirdiğini gösteriyordu. Teorilerden bir diğeri de dikkatleri Vietnam Savaşı’ndan uzaklaştırmak ve Nasa’nın da 30 milyon dolarlık ödenek karşılığında istenenleri yapması. John F. Kennedy döneminde tasarlanan proje Nixon tarafından onaylandı ve Amerika’nın her türlü uzay komplosundan sorumlu Nevada’daki 51. Bölge’de bir set hazırlandı. Setin San Bernardino’daki askeri hava üssü olduğuna dair, astronotların serbest dalış yaparak birkaç saniyeliğine de olsa yer çekimini yok eden uçaklarda çekildiğine ya da ağır çekim ile uçarmış gibi gösterildiğine dair yorumlar da muhtelif, yani komplo teoricileri de kendi aralarında bölünmüş durumdalar. İki set de olası görünüyor, böyle gizli kapaklı işleri yapmak için dünyanın en korunaklı bölgelerini seçmek son derece mantıklı.

Komplocuların en önemli kozları ışık ve gölgeler. Uzayda bile olunsa ışık ve gölgelerin dünyadan o kadar da farklı olmaması gerektiğini düşünüyorlar.

Buzz Aldrin ile Neil Amstrong’un Ay yüzeyine bayrağı diktikleri resimde, bu görüntülerin çekiminde iki adet 70’er milimetre flaşsız kamera kullanıldığı söylenmişti. Yani Ay resimlerinde sadece bir ışık kaynağı var, o da Güneş. Peki Güneş tek ışık kaynağı ise Buzz Aldrin’in gölgesi neden daha uzun? Ayrıca dikkatten kaçmayan bir nokta da iki gölgenin paralel olmaması. Bu konudaki resmi açıklama aslında tek ışık kaynağı olduğu konusunda ikna edici, ancak bir gölgenin diğerinden neden uzun olduğu yine soru işareti olarak kalıyor. Nasa’nın söylediği şey, “İki ışık kaynağı olsa her objenin iki gölgesi olurdu, gölgelerin birinin uzun olmasi ise optik yanılma”. İlki mantıksız değil, ikincisine ise çocuklar bile kanmaz. Optik yanılma konusunda daha açıklayıcı bir karşı iddiayı buradan okumanız mümkün.

Şimdi de Buzz Aldrin’in Neil Armstrong’a poz verdiği, “Aydaki Adam” görüntüsü denince akla hemen gelen pozu inceleyelim. Bu resim hakkında birkaç iddia var. İlki Buzz’ın bize göre sol, ona göre sağ kolundaki gölgelerle ilgili. Deniyor ki Güneş tek ışık kaynağı olduğuna göre o kolun diğer kol tarafından tamamen gölgelenmesi, hiç görünmemesi gerekir. Aynı problem pek çok yerde daha var. Gölge içinde kalan astronotlar hiçbir zaman kapkara olmuyorlar, oysa gölgelerin zifiri karanlık olması gerekiyor. Karanlık bir odada tek taraftan gelen ışık altında gölgede durduğunuzu düşünün, aynı şey. Resim hakkındaki bir başka görüş de arka plandaki Ay yüzeyinin yavaş yavaş bulanıklaşarak ufka karışması. Bu, yeryüzünde olduğumuzda gayet normal, ama komplo teorisyenlerine göre Ay’ın atmosferi olmadığından yüzey ufka karışana kadar pırıl pırıl net görünmeli. Son olarak Buzz’ın kaskına yansıyan garip bir şekil var. Ne olduğu konusunda kimsenin fikri yok, ancak oraya yansıyan garip bir şeyler olduğu kesin. Bu konuda resmi bir açıklama olmaması da bizim gibi şüpheci teorisyenleri daha da kışkırtıyor. Gölgeler konusunda ikna edici bir karşı teoriyi de burada okuyabilirsiniz.

Bir diğer popüler iddia yıldızlar hakkında. Astronotlar, yıldızların hayatlarında hiç görmedikleri kadar güzel bir manzara yarattığını söyledikleri halde neden hiçbir fotoğrafta yıldızlar görünmüyor? Hava karanlık, gözü alacak bir ışık kaynağı yok, görüntüyü kesecek bir atmosfer yok, peki niye, niye? Bu iddiaya karşı verilen cevap yıldızların orada olduğu, ama görülemeyecek kadar silik çıktıkları. Buna inanmak çok olası değil, özellikle astronotlar ne kadar parlak olduklarını söyledikten sonra. İki kişinin söyleyeceği bir yalan uyduracaksınız öncelikle dersinizi çalışmanız gerekir. Bu konudaki resmi açıklama teknik bir takım yutturmacadan ibaret gibi.

Nasa’ya göre tüm Ay yürüyüşleri sabah, Ay’ın en aydınlık olduğu zamanlarda yapıldı. Atmosfer bulunmadığından güneş ışınları direk ve parlak geliyordu, yani etraf çok aydınlıktı, buna bir de güneşin ışıklarını yansıtmak için yapılmış beyaz kıyafetlerin beklendiği şekilde işlerini yapıp parlaması eklenince fotoğraf çekmenin tek yolu diyaframı çok az açıp ışıklandırmayı kısa tutmaktı, bunu göz bebeğinin genişçe açılması yerine hemen açılıp kapanmasına benzetebiliriz. Mantıksız değil, ama şimdi saçmalamayalım, uzaydasınız, yıldızların görünmesi gerekiyor!

Buzz Aldrin’in Amerikan bayrağı önünde selam verdiği yine pek meşhur poza geldi sıra. Burada yıldızların görünmediği kapkara gökyüzü açıkça görülüyor. Bunu tartışmıştık, geçelim. Uzun adı Lunar Excursion Model olan LEM’de, sağ tarafı gölge içinde olduğundan karanlıkta kalmış. Buraya kadar itirazımız yok, ancak alt yarıdaki Amerikan bayrağının sağ tarafının gölgeli kısımda pırıl pırıl parladığı açıkça görülüyor. Bu bayrağın da gölgede kalması gerektiğini açıklamamıza gerek yok herhalde.

Burada uzun uzun anlatmayacağımız başka iddialar da var. Örneğin Ay’ın sıcaklığı. Ay’daki sıcaklığın 150 dereceye kadar çıkabildiği, bu sıcaklıkta film makaralarının yapışkan plastik toplara dönüşmesi gerektiği söyleniyor.

Bir diğer iddia Van Allen radyasyon kuşakları. Van Allen, Dünya’nın aşağı yukarı 30 km yukarısında yer alan bir radyasyon alanı. İddialar, bu alandan geçecek hiçbir canlının hayatta kalamayacağı, Sovyetler’in de bu yüzden Ay’a hiç insan göndermedikleri şeklinde. Ancak bütün kuşağı bir saatte geçecek yansıtıcı kaplamalı geminin içindeki insanlara zarar vermeden kuşaktan çıkabileceği Nasa’nın karşı iddiası. Açıkçası bizi aşan teknik bir konu, ukalalık yapmanın alemi yok.

Tabii ciddiye alınmayacak iddialar da var, örneğin hava olmadığı için bayrağın dalgalanmaması gerektiği gibi. Astronotlar bayrağı ellerinde hareket ettirirlerken kumaşın hareketlenmesi son dere doğal. Peki Ay’ın yüzeyi kuru olmasına rağmen neden astronotların ayak izleri ıslak kuma çıkar gibi net çıktı? Bunun cevabı Ay kumunun yapısında. Ay’daki kum bildiğimiz kumdan çok daha ince, pudramsı bir yapıda, dolayısıyla kolayca iz çıkabiliyor. Eagle’ın Ay yüzeyine devasa bir krater açması gerektiği de iddia ediliyor. Oysa Eagle, Ay’a inerken o kadar yavaşlamıştı ki, yüzeye uygulanan basınç santimetre kareye 200 gramdan azdı. Bu da krater açılmamasını açıklıyor. Peki kum o kadar inceyse etraf neden toz duman olmadı? Mutfağın zeminine bir paket un dökersek ve un tepeciğine üflersek her taraf un olur değil mi? Oysa Ay’da hava olmadığı için bu üfleme efekti de olmuyor, dolayısıyla kalkacak tek toz fiziksel olarak dokunulan tozlar. Onlar da kalkıyor zaten.

Böylece komplo teorilerinin sonuna geldik. Bu teorileri biz uydurmadık, herhangi birine özellikle katılıyor da değiliz. Sadece ilginç buluyoruz, çok mantıklı karşı iddiaları da ilginç bulduğumuz gibi. Bunların hepsi akla “ateş olmayan yerden duman çıkmaz” sözünü getirmiyor mu?

(7)