Menü

Bedri Ruhselman 02

30 Ocak 2017 - Parapsikoloji

Kaynak : Ruh ve Madde Dergisi, Aralık 1999, Sayfa:7, Dr. Bedri RUHSELMAN

Büyük Tabiat Hadiseleri ve Manaları (1. Yazı)
Etrafımıza dikkatlice baktığımız zaman muayyen gayelere matuf intizamlı bir yürüyüşün mevcudiyetini açıkça görürüz. Toprağa atılmış küçük bir tohum, verimli bir ağaç hâline girmek istikametine yönelen birsürü inkişaf safhası geçirir. Ve bu safhalar çok hesaplı olarak birbirini destekleyici tarzda arka arkaya sıralanmıştır. Vücudumuzdaki insan idrakinin kavrayamayacağı birçok hadisat, insan hayatının temadisini hedef tutan maksatlı bir yolda birbirine sımsıkı bağlı olarak gitmektedir. (B. Ruhselman: Ruh ve Kâinat, sayfa 105-125)

Her birimizin kendi inkişafına matuf bir hayat plânı vardır. Eğer şöyle 50-60 yaşlarına geldikten sonra başımızı geriye çevirip arkamızda bıraktığımız hayatın hadiselerini görebilirsek, onların plân dahilinde birbirine ne kadar büyük bir intizam ve tertiplerle bağlanmış olduğunu görürüz. Hatta bu sırada vaktiyle kendimize hiç münasip görmediğimiz ve hoşnutsuzlukla reddetmeye çalışıp da başımızdan atamadığımız öyle hadiselere de rastgeliriz ki şimdi onların hiç de bizim o zaman zannettiğimiz gibi birer felâket değil, bilâkis bizi olgunlaştırıcı birer âmil olduklarını tasdik ve kabul etmekten başka bir şey yapamayız.

Dünyanın hâli de böyle değil mi? Dünya sathı birtakım parçalara ayrılmış bir bütünden ibarettir. Ve görünüşte bir parçanın diğerinden tamamıyla ayrı olmasına rağmen görünmeyen kuvvetli bağlarla bunların birbirine sımsıkı bağlanmış olduğunu pekâlâ biliriz. Bu parçalardan birinin diğerleriyle olan bütün alâkalarının kesildiğini farz edersek onun hayatiyetinin o andan itibaren sönmeye başladığını düşünmemiz icap eder. Şu hâlde yeryüzünün bu çeşitli parçalarını birbirine karşı her cepheden faydalı ve verimli muvazene hâlinde tutan ve insan kudreti dışında kalan birsürü tesirin bu işlere karıştığını kabul etmek durumunda kalırız.

Hülâsa, her zerrenin kendi bünyesinde şaşmayan bir tertip, her organizmada aksamayan bir nizamlı faaliyet ve tabiatta, kâinatta aynı nizam ve tertiplere riayetkâr veya daha doğrusu onları destekleyici ahenkli ve maksatlı bir idare mekanizması mevcuttur.

Acaba bu hakikati objektif ve direkt olarak müşahede ve tahkik etmek imkânlarına kavuşamaz mıyız? Ve bunun için nasıl hareket etmemiz ve nasıl bir metotla çalışmamız lâzımdır? Her çalışmanın bir lâboratuvarı, her bilginin bir tatbikatı olacağı gibi elbette bunun da bir lâboratuvarının ve tatbikat sahasının mevcut olduğunu kabul etmekte haklıyız.

Her iş kendi muhitinde ve kendi ölçüsünde kıymetlendirilir ve gene kendisine uygun vasıta ve malzemelerle başarılır. Böyle olduğuna göre kâinat şümul bir nizam ve ahengin yüksek şuurlu idareci âmillerinin biraz daha yakından tetkik ve tespiti alelâde bir fizikoşimik lâboratuvarının dar duvarları arasında ve imkânları ancak muayyen ve mahdut kaba maddelere göre tayin ve tahdit edilmiş kısır aletleriyle mümkün olmaz. O hâlde ne yapacağız?

Buradaki lâboratuvarımız, tabiatın, dünyamızın bizzat kendisi olacak. Ve orada en basit görünen bir hadiseden, idrakimizin, hatta sezgimizin ancak yakalayabileceği en mudil ve büyük hadiselere kadar vaki olan her olayı -gene kâinat hakkındaki bilgilerimiz imkânlarına yaslanarak- ince bir düşünce ve kıyas mekanizmasıyla görmeye ve tetkik etmeye çalışacağız. O zaman şuurlu, idrakli ve plânlı bir sevk ve idare kudretine sahip tesirlerin veya vibrasyonların bu hadiseleri meydana getirdiğini ve bu işleri ancak onların yapabileceğini anlamaya başlarız. Meselâ durup dururken muazzam bir kasırganın zuhuru -bütün natam fizik izahlarına rağmen- yaptığı işler ve meydana koyduğu neticelerle bize yukarılara ait birçok şeyler öğretebilir. Bir yerde anî olarak patlak veren büyük ve tahripkâr bir zelzele ve bu zelzelelerin akışı esnasındaki manalar gene şuurlu tesir ve vibrasyonların müdahaleleri hakikatini ispat eder.

Tıpkı bunlar gibi, meselâ hiç beklenilmeden gelen muazzam bir seylâbın bir ormanı sürükleyip götürmesi, bir şehri veya kasabayı tahrip etmesi, birçok zararlara ve ıstıraplara sebebiyet vermesi ve bu yüzden birçok yeni yeni hadiselerin zuhuru insanların idrak ve izanlarını zorlayıcı ve bu suretle de onların az çok uyanabilmelerine yardım edici neticelerin hasıl oluşu, bu işte başı boş yürüyüşlerin rastgele hareket ettiklerini göstermez. Bilâkis kâinatın büyük nizam ve ahengindeki muvazeneyi temin eden, daha doğrusu böyle bilhassa yıkıcı ve tahrip edici görünüşleriyle tekâmülün mühim bir cephesini hazırlayan bu hâl, bütün bu görünüşlerinin arkasında gayet hesaplı ve tertipli büyük idareci tesirlerin mevcut olduğunu bize öğretir.

O hâlde, bizim burada yapacağımız şey etrafımızda cereyan edecek olan hadiselerin oluşlarını, sebeplerini, neticelerini ve âmillerini araştırmak ve bu araştırmaların meyvelerini elde etmeye çalışmak olacaktır.
18 Şubat 1958

(2)