Menü

Ezoterizm Tarihi – 13

30 Ocak 2017 - Ezoterizm Tarihi

Kaynak : EZOTERİK – BATINİ DOKTRİNLER TARİHİ
Cihangir Gener

XII. BOLÜM

MASONLUK VE EZOTERİZM

Ezoterik doktrin Masonlukta daha 1. derece olan Çırak derecesinde inisiyelere verilmeye başlanır. Locanın yöneticisi olan

Üstadı Muhterem toplantıyı açarken, “Bir Mason arasıra günlük hayatın kaygılarından uzaklaşmalı ve düşünceye dalmalıdır.

İşte o zaman düşüncelerimiz, Evrenin Ulu Mimarı dediğimiz Yüce Varlığa doğru yükselmeye başlar. Dileriz ki, o Yüce Varlıkla

aramızdaki mesafeyi daha çabuk aşabilmek için ortak çalışmalarımız bize yeni kuvvetler versin” der. Bu açıklamadan da

görüldüğü gibi Masonlukta hedef hakikate varmak, Yüce Varlığa erişmektir.

Locanın doğusunda, Üstadı Muhterem kürsüsü arkasında bir Güneş, bir Ay ve her ikisinin ortasında da Üçgen içinde bir Göz

sembolü bulunmaktadır. Naacal ve Hermes öğretilerinde gördüğümüz gibi Güneş, Tanrının eril embolü, Ay da dişil sembolüdür.

Üçgen içindeki göz ise, Tanrının gözünün daima insanlar üzerinde olduğunu remzetmektedir. Diğer Ezoterik ekollerde olduğu

gibi Masonlukta da başkan, yani Üstadı Muhterem, Tanrısal iradenin loca içerisindeki ifadesidir. Bu nedenle kendisine mutlak

itaat zaruridir. Üstadı Muhterem, güneşin doğuşuna atfen, doğuda oturur. Bir loca sembolik olarak, güneşin ilk ışıklarının

ortaya çıktığı, yani Tanrısal aydınlanmanın var olabildiği anda çalışmalarına başlar.

Masonlar, tüm insanlık için bir ülkü mabedi yapmak amacıyla çalışırlar. Masonluğun bu görevi ancak tüm insanların mükemmele

ulaşmaları ile son bulacaktır. Masonlara göre Tanrının insanlara verdiği en büyük vasıf Akıldır. İnsanlar akıllarını

kullanarak İyiyi, Doğruyu ve Güzeli aramakla yükümlüdür. Mason mabedi üç sütun üzerinde ayakta durmaktadır. Bunlar, Akıl,

Kuvvet ve Güzelliktir. Çalışmalar sona erdirilirken kardeşlerin en büyük dileği Kardeşlik Sevgisi’nin tüm dünyaya

yayılmasıdır.

Masonluğa giriş töreni de, Ezoterik doktrin yanlılarının kendi örgütlerine girişte asırlardan bu yana kullandıkları

yöntemlerin bir sentezi durumundadır. Aday önce her tarafı kapalı bir hücreye alınmakta ve düşünceleriyle başbaşa

bırakılmaktadır. Bu odada, eski Simyacıların ve Şövalyelerin kullandıkları “Vitriol” kelimesi dikkati çeker (l).

Aday daha sonra, gözleri bağlanarak törenin yapılacağı mabede götürülür ve burada Dante’nin İlahi Komedisinde anlattığı gibi

üç sembolik yolculuk yaptırılır (2). Yolculuk başlamadan önce adaya Tanrıya inanıp inamadığı sorulur. Aday ancak Tanrıya

olan inancını teyid ederse tören devam edebilir. Aksi halde, geri çevrilir. Zaten adayın Tanrıya inancı, kabulü için

doldurduğu istek formunda da araştırılmıştır. Tanrıya inanan bir insan olduğunun görülmesi üzerine merasime davet edilir.

Mabetdeki ilk yolculuk oldukça zordur ve sonunda aday Su sınavına tabi tutulur. Daha kolay olan ikinci yolculuğun sonunda

Ateş sınavı, çok kolay olan üçüncü yolculuğun sonunda da Toprak sınavı vardır. Eski çağlarda son derece çetin olan bu

sınavlar, uygarlığın gelişimi doğrultusunda giderek kolaylaşmış ve günümüzde sembolik birer konuma gelmişlerdir.

Yolculuklardan sonra adaya, yok olmak veya ölümün ötesine geçmenin kendi elinde olduğu hatırlatılır ve kendisine verilecek

tüm sırları saklı tutacağına dair yemin ettirilir. Ketumiyet yemini her derecede yinelenmektedir. Yemin, Evrenin Ulu

Minıarı’nın adını anarak ve Kutsal Kitaplar üzerine el konularak yapılır. Daha sonra adayın gözlerindeki bağ açılır ve

Hakikatin Nurunu görür. O artık bir Çırak Masondur.

Mabedin ortasında bulunan yemin kürsüsünün üzerinde her üç semavi dinin, Yahudilik, Hristiyanlık ve Müslümanlığın Kutsal

Kitapları bulunur. Her üç kitabın varlığı, Masonluk için dinler arasındaki ikincil farklılıkların öneminin olmadığını,

yegane gerçeğin Tanrının varlığına inanmak olduğunu gösterir. Kitaplar, çalışma sırasınca açık tutulur. Bu da, tüm dinlere

karşı Masonluğun hoşgörüsünün ifadesidir. Üstadı Muhterem, çalışma başlarken, Hakikatin Nurunun çalışmaları aydınlattığını

ifade eder. Kutsal kitapların varlığı, hangi dinden olurlarsa olsunlar Masonların tek Tanrıya inandıklarını gösterir (3).

Locanın görevlilerinden Hatip, yeni çırağa hitaben yaptığı ilk konuşmada, görevinin her türlü noksanlık ve kusurlardan

kurtulmak olduğunu, bunu başarmak için Masonluğun kendisine yardımcı olacağını belirtir. Birey daima kendini kontrol etmeli

ve bu sayede doğruya, iyiye ve güzele yönelerek sürekli tekamül etmelidir.

İnisiasyon töreninin amacı yeni üyede içsel sezgiyi uyandırmak ve bilgilenmek için çaba harcaması gerektiğini göstermektir.

A.Makey’in belirttiği gibi, Masonluk üyelerinin zihinlerinde varolan ışığı ortaya çıkarmak amacındadır. Bu nedenle Masonlar

kendilerini, “Işığın Çocukları” olarak da nitelendirirler (4).

Yeni Çırağa adım adım verilen öğretide Semboller Dili kullanılır. Bu çok eski ve evrensel öğretim yöntemi sayesinde,

sembollere her çağda, çağın gerektirdiği anlamaların yüklenebilmesi ile Ezoterik doktrin hiçbir zaman çağdaşlıktan ve

akılcılıktan uzaklaşmamıştır.

İnisiasyon töreni Masonun Tanrıya ulaşmasındaki ilk adımdır. Masonluğun hedefi üyelerini tekamül ettirmektir. Ancak bu

tekamül, her bireyin kendi kapasitesi ile sınırlıdır. Eski bir deyişle, Masonluk bir denizdir ancak her Mason ondan, kendi

elindeki kabın büyüklüğü kadar su alabilir.

Sen Jan, “Tanrı senin içindedir” der. Nitekim, Hristiyan Masonlar yeminlerini Sen Jan’ın İncili Yoanna üzerine yaparlar.

Hristiyan dünyasında ayrıca, ilk üç derece localarına “Sen Jan locaları” da denilmektedir. 1742 yılında yayınlanan bir

kitapta, yabancı bir Masonu tanımak için sorulan “nereden geliyorsun?” sorusuna verilen cevabın, “Sen Jan Locasından”

şeklinde olduğu görülmektedir. Daha önce ifade edildiği gibi Yoanna İncili İsa’nın öğretisinin Ezoterik yönünü bünyesinde

barındırmaktadır (5). Masonluk da, Hristiyan Ezoterizminde belirtildiği gibi, Tanrının insanın içinde bulunduğuna

inanmaktadır. İnsanın Tanrıyla özdeşliğini savunan Masonluk, insan, Tanrı, evren birliğine de inanmaktadır ve bu inancı

doğrultusunda Masonluğun evrensel olduğu belirtilmektedir. Bireyin tüm insanlıkla ve evrenle kaynaşması, aralarındaki ortak

bağı, sevgi bağını bulmasını sağlar ve bu sevgi, Evrenin Ulu Mimarına ulaşmanın yegane yoludur. Kendisi de bir Mason olan

Goethe, bu duyguyu şöyle dile getirmektedir:

“Gönlünü, ne kadar büyük olursa olsun,

O görünmez nesneyle doldur.
Yüreğin mutluluktan dolup taşınca,
Ona istediğin adı ver;
Mutluluk, Sevgi, Gönül, Tanrı…
İsim gürültüden başka birşey değildir.
Göklerin ihtişamını bizden gizleyen bir sistir”…

Masonlukta üstün tutulan, Tanrının Yüceliği ilkesidir. Bu nedenle insanlar arasında din farkı gözetilmez. Yüce Varlığa

inanmak, ancak dinlerin bünyelerindeki her türlü dogmadan uzak kalmak, Mason olmak için aranan şartlardandır.

1924 yılında New York’da yapılan bir Büyük Loca toplantısında, Tanrının tekliği ve tüm insanların Tanrısı olduğu, kutsal

kitapların Masonlar için sadece birer ışık olduğu açıklanmıştır. Ruhun ölmezliği inancının vurgulandığı bu açıklamada, bir

Masonun en önemli görevinin Tanrıyı ve insanı sevmek olduğu belirtilmiştir. Masonluk, bedenin ölüp, ruhun canlı kaldığı

inancını savunmaktadır ve Mason olmak isteyenlere, tıpkı Tanrıya olan inancı gibi, Ruhun Ölmezliğine inanıp inanmadığı da

sorulur. Bu inançta olmayanlar da derneğe alınmaz.

1875 yılında Lozan’da yapılan bir Uluslararası Masonik toplantıda, Masonik doktrinin bir üstün kuvvetin varlığını tanımayı

kapsadığı, bu varlığın “Evreni Ulu Mimarı “adı altında ilan edildiği ve ayrıca Masonluğunun bir Kardeşlik Örgütü olduğu

duyurulmuştur.

Evrenin Ulu Mimarı adının ikinci derecede, yani Kalfalıkta kullanılan ifadesi, “Evrenin Ulu Geometri Üstadı”dır. Bu ifade

tarzı da Ezoterik öğreti yanlılarının binlerce yıldan bu yana kullandıkları Tanrısal “Geometri Üstadlığı” vasfı ile uyum

içerisindedir.

Çıraklıktan Kalfalığa geçiş töreninde Kalfa adayından, tam ve kusursuz bir eser yaratması istenir. Üstadı Muhterem, “Bu öyle

bir eser olsun ki, adalet ve sevginin timsali olsun. Tüm insanlık ona sağınabilsin” der. Şaşıran kalfa adayına bu eserin

kendisi, yani insan olduğu öğretilir. Bu ifade, Tanrının insanın içinde var olduğunun anlatımından başka bir şey değildir.

Masonluğun en önemli sembollerinden birisi, beş köşeli yıldızdır. Naacallerden bu yana Hermes ve Pisagor’un da kullandığını

gördüğümüz bu sembolün Masonluktaki remzi de, insandır. Ancak Masonluk bu yıldızın ortasına “G” harfi ilave etmiştir.

Yıldız, insanın kendisini, “G” harfi ise, ilahi prensibi yani Tanrıyı simgeler. Diğer bir deyişle Tanrı insanın içindedir.

Yıldız içerisine ilk kez Birleşik Amerika’da yerleştirilen “G” harfinin, İngilizce’de Tanrı anlamına gelen “God”dan ya da

“Yüce Geometri Üstadı”ndan türetildiği sanılmaktadır. Ortasında “G” harfi bulunan bir diğer sembol de, belki de dünyada en

çok tanınmış Masonik sembol olan Gönye ve Pergel’dir. Gönye Tanrısal adaleti, Pergel ise sonsuzu kavrayabilecek açı olanağı

ile evreni simgelemektedir. İkisinin birlikteliği aynı zamanda Kamil İnsan’ı da remzeder.

Üçüncü derece olan Üstadlığa yükseliş töreni, ruhun ölümsüzlüğüne olan inanca ayrılmıştır. Bu törende sembol olarak,

Süleyman Mabedi’ni inşa eden büyük mimar Hiram kullanılır. Hiram bir Yahudi değildir. Yani dinin dogmatik yönünden uzaktır.

Ancak, yüce bir varlığa da inanmakta ve onun adına mabet inşa etmektedir. Hiram’ın Üstadlık sırlarını vermemek uğruna ölümü

tercih etmesi, ketumiyet yeminin ne denli önemli olduğunu göstermektedir. Bu derecedeki törende adayın sembolik olarak ölümü

ve yeniden doğuşu canlandırılır ve bireysel çalışmaların insan ömrü ile sınırlı olduğuna, tüm insanların ortak çabası olan

düşüncelerin ise ölümsüzlüğüne dikkat çekilir. Bu derecede Tanrının ifadesi “Yücelerin Yücesi” şeklindedir. Bu deyimi

Tanrıyı anarken kullanan Pisagor, Kemale ermiş birçok Yüce insanın bulunduğunu, bu nedenle Tanrının ancak, “Yücelerin

Yücesi” olarak adlandırılabileceğini savunmuştu. Bu ifade tarzı dahi, Pisagor’un Ezoterik öğretisi ile Masonik Ezoterik

öğreti arasındaki yakın ilişkiyi, bağlantıyı ispatlamaktadır.

Masonluğa göre, doğumdan ölüme uzanan yolculuğun amacı Tekamül olmalıdır. Tekamül yolunda bilmin akıl ve hikmete destek

olduğu, bu nedenle de Masonluğun daima akılcılık ve bilimsellikten yana olduğu da vurgulanır.

Daha yukarı derecelerde Ezoterik öğretinin inisiyeye adım adım verilmesine devam edilir. Ünlü Mason yazar Paul Naudon,

Masonik dereceleri şöyle sınıflandırır: İlk üç derecede inisiyelere Ezoterik ilk adımlar attırılır ve ayrıca kendilerine

hakim olmaları öğretilir. 4. dereceden 18. dereceye kadar olan derecelerde üyeler Evreni tanır ve sevgi yoluyla

evrenselleşme hedefi kendilerine gösterilir. 19. dereceden 30. dereceye kadar ise, insanın önce evrenle, sonra Tanrı ile

özdeşleşmesi yolları öğretilir. Bundan sonraki üç derece, sadece idari derecelerdir(6).

Tekamül ya da olgunlaşma dereceleri adı verilen, ilk üç derecenin üzerindeki yukarı derecelere devam edip etmemek her

Masonun özgür iradesine bağlıdır. İlk üç derecede öğretinin genel bir özeti verildiği için Tekamül derecelerine, doktrini

daha yakından tanımak isteyen Masonlar devam etmektedir.

Masonluk, tabiat üstü kuvvetleri ve mucizeleri reddeder. Aklın uygun koşullar altında, dışardan gelecek her türlü

engellemeye karşın Tekamül edeceğini savunur. Akıl, tekamülün birincil aracıdır. Tekamülün amacı ise, hakikati aramaktır.

İnsanoğlunun bulabileceği en son hakikat, evrenin varoluşu ve yaşamın sırlarının açılımıdır. Ancak, bu sırlara ulaşabilmek

için sadece akıl yeterli değildir. Akıl, insanı bir noktaya kadar olgunlaştırabilir. Bu noktadan itibaren, sezgi işe başlar,

çünkü bazı şeyleri izahta akıl yetersiz kalmıştır. Böylece, diyebiliriz ki, ruhun gerçek tekamülünün ve Tanrıya

ulaşabilmesinin en önemli aracı, Aklın rehberliğindeki Sezgi gücüdür. İnsan, Tanrıya ulaşma yolunda büyük bir aleve

dönüşebilecek kıvılcımı kendi varlığı içinde saklamaktadır. Önemli olan bu kıvılcımın ortaya çıkartılmasıdır. Bu da ancak,

uygun yönde verilecek bir eğitimin yanısıra, sezgi gücüyle mümkündür.

Masonluk, eski çağlardan bu yana dini ve siyasi her türlü yobazlığa, putlara karşı çıkmıştır ve her türlü dogmayı yıkmak en

önemli görevleri arasındadır. Dar görüşlü yobaz insanlar evrensel zekaya ancak Tanrının sahip olduğu inancındadırlar. Bu

zekanın aslında, insanlık tarihi boyunca tek tek bütün insanların zekalarının birleşmesiyle üretildiğini anlayamazlar.

Masonluğun dogmalara karşı çıkmakta kullandığı en güçlü silahlar, bilimin rehberliğinde akılcılık ile fikir ve inanç

hürriyeti ve hoşgörüdür. Masonluk, tüm dinlere karşı hoşgörülü davranırken, üyelerinin fikir ve inanç hürriyetlerini

kısıtlamamak ve hiçbir yere ulaşmayacak gereksiz tartışmalardan kaçınmak için, localarda dini ve siyasi tartışmalar

yapılmasını yasaklamıştır.

Masonik düşünceye göre evrende hiçbir şeyin sonu veya başlangıcı yoktur. Herşey sürekli bir gelişme ve değişim içindedir. Bu

durum evrene hakim olan evrim ve hareket kanunları ile açıklanabilir. Evren, bu kanunlar çerçevesinde sürekli bir devinim ve

büyüme içerisindedir. İnsan evrenin bir parçasıdır ve sadece onda hakikati kavrayacak yetenek vardır. Masonluk, yoktan var

edici Tanrı fikrini kabul etmez. Tanrı, Nur’dur, Ruh’dur, Hakikat’tir, Adalet’tir, Çalışma’dır ve Aşk’tır. Tanrı önsüz ve

sonsuzdur. Hakikatin merkezidir ve kendisinden çıkmış olan tüm ruhların çekim kaynağıdır. Bütün ruhlar ölümsüzdür ve Tanrıya

ulaşmak için sürekli gayret içindedir. Çevremizi saran uzayın, zamanın ve yaşamın sonsuzluğu ile Tanrının sonsuzluğu aslında

aynı şeylerdir.

Evren, Tanrı ile özdeştir. Mikrokozmosta da, Makrokozmosta O vardır. İnsanoğlu, ulaşabildiği en küçükte de, en büyükte de

daima Onu görmektedir. Cansız varlıklar, belirli koşulların biraraya gelmesi ile canlı varlıklara dönüşür. Mikroorganizmalar

basit hayvanlara, bu hayvanlar daha gelişmişlere ve memelilere, son aşamalar olarak maymun türlerine ve nihayet zincirin son

halkası olan İnsan’a ulaşır. Yaşamın en belirgin özelliği olan Zeka, en basit hayvanlarda bile görünse dahi, en üst

düzeydeki ifadesine insan ile ulaşır. İnsan, düşünebilen ve belli sonuçlara ulaşarak, ulaştığı bu sonuçları kendisinden

sonraki nesillere aktarabilen yegane yaratıktır. Çevresindeki olağanüstü düzenin bir tesadüf olamayacağını düşünen insan,

aklının ve sezginin yardımı ile Tanrının varlığını kavrayabilmiştir.

Ancak, Tanrı kavramı çoğu zaman yozlaştırılmış, Tanrının sevgi olduğu unutularak, ona korkuyla yaklaşılması öğretilmiştir.

Tanrı ile alışverişte bulunduklarını iddia edenler tarafından O, korkulacak bir varlık haline getirilmiştir. Bu yöndeki

öğretiler, birçok dogmanın oluşmasına, akıl ve hikmetin, yerini yobazlık ve karanlığa bırakmasına neden olmuştur. İşte bu

nedenle Masonların önemli görevlerinden birisi de, felsefe ve dinler tarihini incelemek ve hakikatin kendisinde olduğu

iddiasında olanlara karşı, gerçek hakikati ortaya koymaktır. Varlık sebeplerini mucizeler üzerine kuranlara karşı Masonluk,

dinler tarihinin aslında insanlık tarihi olduğunu, her dinin kendisinden öncekilerden etkilendiğini ve hepsinin ortak bir

temele dayandığını savunur (7).

Kendisinden önceki tüm Ezoterik ekoller gibi Masonluk da, evreni oluşturan dört temel elemanın Ateş, Su, Hava ve Toprak

olduğu görüşünü benimser. Masonluk için, zaman içindeki kuvvet, zaman dışındaki Tanrının ispatıdır. Evrende her an kuvvetten

madde doğduğu gibi, madde de kuvvete, yani enerjiye dönüşmektedir. Doğa, ateşle kıvamlaşmakta ve olgunlaşmaktadır.

Yedi sayısının Masonlukta özel bir önemi vardır. Pisagor ekolünde olduğu gibi, Masonlukta da, yedi kollu şamdanla sembolize

edilen bu sayı, yedi gezegeni veya evrenin yedi temel unsurunu remzetmektedir.

Yedi gezegenin herbirine Masonluk simgesel birer anlam yüklemiştir. Gezegenlerin herbiri, Tanrısal inancın, umudun,

şefkatin, iradenin, ihtiyatın, namusun ve adaletin sembolüdür. Ayrıca, 7 sayısının, yedi doğal renk ve yedi nota ile, ilahi

iradenin de ifadesi olduğu belirtilmektedir.

Bir diğer Masonik sembol 3 sayısı ve üçlemelerdir. Masonluk’ta herşey adeta 3 sayısı ve üçlemeler üzerine inşa edilmiş

gibidir. Masonluk için 3. derece olan Üstad derecesi en önemli derecedir ve öğretinin bütün sırlan bu derecede gizlidir. Bu

nedenle Üstadlığa ulaşan bir Mason olgunluğa da ulaşmış demektir. Daha önce de belirtildiği gibi, sadece daha ayrıntılı bir

inceleme yapmak ve öğretiyi daha derinlemesine incelemek isteyen Masonlar yukarı derecelere devam edebilirler. Bu bir

zorunluluk değildir.

Bir loca üç temel sütun üzerinde yükselir. Bunlar, Güzellik, Kuvvet ve Akıl sütunlarıdır. Yemin masasının üstünde, Gönye,

Pergel ve Kutsal Kitaplar bir üçleme oluşturur. Locayı Üstadı Muhterem ve onun iki yardımcısı, yani üç kişi yönetir. Locada

mutlak iradeyi temsil eden Üstadı Muhteremin sembolü, hemen arkasındaki üçlü ışıktır. Yine doğuda, Ay, Güneş ve Üçgen

İçindeki Göz sembolleri de bir diğer üçlemeyi oluşturur.

Pisagor öğretisinde 10 sayısı mükemmelliğin, yani tanrı ile özdeşleşmiş Kamil İnsan’ın sembolüdür. Masonlukta da, inisiyeyi

mükemmelliğe ulaştıran, öğretinin en üst düzey sırları üçün on katı olan 30. derecede verilir. Ayrıca Masonluktaki en üst

derece 33. derecedir ve her Yüksek Şura’da sadece 33 kişiye bu derece verilmektedir.

3 sayısı ve üçleme, Masonlukta daha birçok yerde kullanılmaktadır. Buna bir örnek olarak Masonik Alfabeyi verebiliriz.

Alfabe ve anahtarı şöyledir: (8)

ABD Güney Jüridisiyonu Yükek Şurası Hakim Büyük Amirlerinden Albert Pike, “Masonluğun bütün savı, ruhun sonsuz Tanrı

varlığının bir kıvılcımı olduğu ve bu nedenle, ölümsüz olduğudur. İnsanda, Tanrısal nesnenin insani nesne ile birleşmiş

olduğu söylenebilir” demektedir. Hermes de binlerce yıl önce, “İnsan varoluşun aynası ve özetidir. Aşağıda olan da yukarıda

olan gibidir. Evren ise, büyük çapta bir insandır. İşte birlik mucizesi budur” dememiş miydi?

Kaynakça

1-BOUCHER Jules-Naudon Paul- “Masonluk Bu Meçhul” – Okat Yayınevi-İstanbul 1966-Sf. 123
2- ERMAN Sahir – “Dante ve İlahi Komedyanın Ezoterik Yorumu” Yenilik Basımevi- İstanbul 1977 – Sf. 11
3- ÜLKÜ Faruk, YAZ1CIOÐLU A. Semih- “Dünyada ve Türkiye’de Masonluk” – Başak Yayınevi – İstabul 1965 – Sf. 129
4- NAUDON Paul – “Tarihte ve Günümüzde Masonluk” – Varlık Yayınları -İstanbul 1968-Sf. 139
5-Naudon P.-İe-Sf. 121
6- Ülkü F. – Yazıcıoğlu A.S. – İe- Sf. 190
7-Naudon P.-İe-Sf. 150
8- Boucher J. – Naudon P. –İe- Sf. 170

(19)