Menü

İslamda Cinler

30 Ocak 2017 - Dini İnanışlar

Dünyanın evrendeki konumuna ilişkin her türlü simgesel düşünce gözönüne alınmıştır. Müslümanlar bu konuda, Hindu ve Budist kardeşlerinin varsayımlarının önüne geçmiştir. Türleri anlatılan ve farklı taş ve metallerden oluştuğu söylenilen yedi cennet vardır. Anlaşılana göre, cennete girmeyi bekleyenlerin geçici olarak günahlarının cezasını çekenler için bir yer olan Araf’ın da bulunduğu yedi cehennem vardır ve bazılarına göre, dünya da bu yedi cehennemden biridir. Yeryüzü büyük bir denizle çevrilidir, geri kalan bölümünde çember biçimindeki Kaf Dağı bulunur. Kutsal taş Sakrat’ın üzerinde oturmuştur, gökyüzünün mavi renginin ondan yansıyan ışığın oluşturduğu söylenir; bu taşın tek bir tanesinin sahibine büyüsel güçler sağladığı ileri sürülür. Tüm bunların dev bir meleğin omuzlarında durduğu söylenir(Yunan mitolojisinde Atlas). Bu melek, birçok gözü ve ayakları bulunan, büyük bir boğa olan Kujata’nın üzerindeki yakuttan bir kayanın üzerinde durur ve boğa da kaosta yüzen devasa bir balık olan Bahamut’un üzerinde durur.
Bu yeryüzünde, beşeriyetin dışında, birkaç tür varlık sınıfı bulunur. İslam mitolojisinde, gövdesi ışıktan olan meleklerin tam tersine, gövdesi dumansız ateşten olan cin’den sık sık söz edilir. Sir Burton, cinin Batı’nın peri masallarındaki salamanderler ya da ateş-ruhlarıyla aynı olduğunu söyler. Cinlerin çeşitli tecrübe ve dereceleri vardır. En düşük rütbe en az gücü olan cann’dır. Bunların çoğunun rütbeleri düşürülmüştür, tıpkı maymun ve domuzların sık sık büyü yoluyla insana dönüştürüldüğü gibi. İkinci sınıftan olanlara cin denir, buradaki terim sınırlı bir anlamda kullanılır. Üçüncü sınıf şeytanlar’dan oluşur. Dördüncü ve güçlü olanların sınıfındakilere ifrit denir. Beşinci sınıfta ve en güçlü olanlara marud denir. Cinler Adem’den iki bin yıl önce yaratıldı; ürer ve ölürler, ancak yaşamları insanoğlundan çok daha uzun sürer. Çoğu, kayan yıldızlar nedeniyle ölür. Çok sayıda, her türden cin Kaf’ın dağlık ülkesinde yaşar, ancak bazıları insanların arasına yerleşmiştir.Deniz kıyısı ve nehir yataklarının ıssız yerlerinde belirirler ya da yıkıntıların arasında, eski kuyularda, tuvalet ve ocaklarda yaşarlar. Araplar bu tür yerlere gittiklerinde, onları kızdırmamak için cinlerden izin isteyebilirler. İyi ve kötü cinler vardır ve dünyadaki insanlarda olduğu gibi, çeşitli din ve mezheptendirler. İyi dişi cinlere genellikle peri denir. Farsça’dan gelen ve Zerdüşt dininde kullanılan bir sözcüktür. Cinlerin tümü Süleyman ya da Solomon adında bir dizi hükümdarca yönetiliyordu. Bunlardan sonuncusu Tevrat’ın Süleyman’ı olarak belirlenmiştir. Gulyabani denilen yaratıklar da cinlerle özdeşleştirilmiştir. Mezarlıklarda görülür ve cesetlere dadanırlar. Çoğunlukla, dişidirler ve yoldan geçenlerin yolunu kestikleri ve erkekleri kendileriyle ilişkiye girmeye zorladıkları ileri sürülür. Diğer cinler de bazen, insanları rahatsız eder.Bir insanla ve cinin birleşmesinden çocuk olabileceği bile düşünülmektedir.
Cinler, insanlarda olmayan bazı belirli güçlere sahiptir. Hızla bir yerden bir yere uçarlar. Kolaylıkla görünmez olurlar ve aynı zamanda farklı hayvanlar, bitkiler, bulut ve duman gibi görünebilirler. Öte yandan, nasıl yapılacağını bilen kişiler tarafından denetim altına alınabilirler, ancak kimse onları, tümüyle boyun eğdikleri Süleyman kadar denetim altına alamamıştır.

(19)