Menü

Maddenin Ardındaki Sır – 5

30 Ocak 2017 - Maddenin Ardındaki Sır

“Dış Dünya”nın Varlığı Şart mı?
Buraya kadar beynimizde oluşan bir algılar dünyasının varlığından ve bu dünyaya hiçbir zaman ulaşamayacağımızdan söz ettik. Peki böyle bir dünyanın gerçekten var olduğunu nasıl bilebiliriz?
Elbette ki bilemeyiz. Aksine, her nesne yalnızca algıların bir toplamı olduğuna, algılar da sadece zihinde var olduğuna göre, var olan tek dünyanın sadece algılardan ibaret olduğunu söyleyebiliriz. Tanıdığımız tek dünya, zihnimizin içinde olan, orada şekillendirilen, seslendirilen ve renklendirilen, kısacası zihnimizde meydana gelen dünyadır ve bizim emin olabileceğimiz tek dünya da yine budur.

Beynimizde seyrettiğimiz algıların maddesel karşılıkları olduğunu asla ispatlayamayız. Bu algılar pekala “yapay” bir kaynaktan geliyor olabilir.

Bunu şöyle bir örnekle zihnimizde canlandırabiliriz:

Önce, beyninizi vücudunuzun dışına çıkarıp, cam bir küpün içinde suni olarak yaşattığımızı düşünelim. Bir de bunun yanına, her türlü elektrik sinyalinin üretilebildiği bir bilgisayar yerleştirelim. Sonra, herhangi bir ortama ait görüntü, ses, koku, sertlik- yumuşaklık, tat ve vücut görüntüsü gibi verilerin elektrik sinyallerini yapay olarak bu bilgisayarda üretelim ve kaydedelim. Mesela ıssız bir dağın zirvesinde, vücudunuzun dışına çıkardığımız beyninize böyle bir deney uygulayalım. Son olarak bu bilgisayarı sinir görevi görecek elektrik kablolarıyla beyninizdeki algı merkezlerine bağlayalım ve burada kayıtlı olan sinyalleri dağın zirvesindeki beyninize ulaştıralım. Bu sinyalleri algıladıkça beyniniz (bir başka deyimle “siz”), bunların karşılığı olan ortamı görecek ve yaşayacaktır. Örneğin, bir stadyumda oynanan futbol maçına ait akla gelen her türlü özellik -duyu organları vasıtasıyla algılanabilecek şekilde- üretilmiş ya da kaydedilmiş olsun. Dağın zirvesinde bir tek beyninizle, beyninize bağlı bu kayıt cihazı olduğu halde, kendinizi yapay olarak meydana getirilen bu mekanın içinde yaşıyor hissedersiniz. Maçta olduğunuzu düşünür, tezahürat yapar, kimi zaman kızar, kimi zaman ise sevinirsiniz. Hatta kalabalığın etkisiyle sık sık yanınızdaki insanlarla çarpışır, böylece onların varlığını da hissedersiniz. İlginç olan; herşey öylesine canlıdır ki, böyle bir ortamın ve kendi bedeninizin varlığından asla şüphelenmezsiniz. Ya da bir masada otururken algıladığınız bütün görme, işitme, dokunma gibi duyuların elektriksel karşılıklarını beyninize gönderdiğimizde, beyniniz kendisini bürosunda oturmakta olan bir iş adamı sanacaktır. Bilgisayardan gelen uyarılar devam ettikçe de bu hayali dünya devam edecektir. Sadece beyinden ibaret olduğunuzu anlamanız ise hiçbir zaman mümkün olmaz. Çünkü beynin içinde bir dünya oluşması için gerekli olan, gerçek bir dünyanın var olması değil, sadece birtakım uyarıların olmasıdır. Bu uyarıların yapay bir kaynaktan, örneğin bir kayıt cihazından ya da daha farklı bir algı kaynağından geliyor olması ise pekala mümkündür. Bu konuda yapılan deneyler ise bu gerçeği bir kere daha ortaya koymaktadır.

Nitekim bu konuda Amerika’da Cleveland Hastanesi’nden Dr. White, elektronik uzmanı arkadaşları ile birlikte, “Siborg”un yaşatılması işleminde büyük bir başarı sağlamıştı. Dr. White, bir maymunun beynini, izole ederek kafatasından ayrı bir yerde oksijen ve kan ile besleyebilmişti. Suni olarak yapılmış bir “Kalp Akciğer Makinesi”ne bağlı olan beyin, bu durumda beş saat yaşatılmıştı. Bu izole edilmiş beynin bağlı bulunduğu Elektro Ensafelogram aygıtı, çevrede yapılan gürültülerin, bu beyin tarafından duyulduğunu ve buna karşı tepki gösterdiğini, E.E.G. kayıtlarında belirlemişti.360

Görüldüğü gibi dışarıdan verilen yapay uyarılar yoluyla da pekala bir dış dünya algılamanız mümkündür. 5 duyunuz yardımıyla algılayacağınız semboller bunun için yeterli olmaktadır. Bu semboller dışında geriye dış dünya diye bir şey kalmaz.

Maddesel karşılıkları olmayan algıları gerçek sanarak yanılmamız çok kolaydır. Bu gerçeği rüyalarımızda sık sık yaşarız. Rüyada tamamen gerçek gibi duran olaylar yaşar, insanlar, nesneler, ortamlar görürüz. Ama hepsi birer algıdan başka bir şey değildir. Rüya ile “gerçek dünya” arasında ise temel bir fark yoktur; her ikisi de zihinde yaşanır.

(4)