Menü

Ruhun Zamansız Alanı

30 Ocak 2017 - Parapsikoloji

Ölüm anında ruh, adına sonsuzluk dediğimiz zamansız bir aleme girer. Collin’in de dediği gibi,” zaman içindeki tüm anlara ulaşmak mümkündür; bu anları birbirine bağlayan şey, zaman değil onları niteleyen enerjinin yoğunluğudur”. Ama ölüm anı, hayatımızın bir tür damıtılmasıdır. Deneyimlerimizi özlerine indirger ve ölümün ıstırabı, döllenmenin vecdinde yankılanır.

Eflatuna göre ruh, ölümden sonra yeniden bedenleneceğini bir rahim bulmak için, bütün sonsuzluk içinde çeşitli geçmişler, şimdiler ve gelecekler boyunca seyahat eder; yeni yaşamını geçmiş yaşamının kalıntılarına göre seçerler. İster Tibet, ister Hıristiyan, ister Mısırlı olsun, bu yargılama esasen aynıdır. Collin, 3. yüzyıl Hıristiyan Azizi İskenderiyeli Macarius’un bir vizyonundan alıntı yapmaktadır. Bu vizyonda Macarius’un ruhuna üç gün boyunca koruyucu melek tarafından rehberlik edilir, tapınması için Tanrı’ya yükseltilir, altı gün boyunca cennetin hazlarını yaşar, sonra tekrar indirilir ve son kez yargılamayı beklerken 30 gün boyunca cehennemde gezinir. Tibet Budist geleneğinde bedenden kopan ruh alemler arasındaki
alemde birçok vizyon ve deneyim yaşar, bunun amacı kayda uygun yeni bir bedenin yerini saptamaktadır.

Yaşamlar arasında yaşanan süreçler her zaman cennet görüntüleri ve hazları kadar, hayali imkansız cehennemler ve işkenceler; karanlık ve aydınlık vizyonları da içerir. Bu seçim fırsatı, ebediyet içinde yaşamlar arası durumda tektir, çünkü ruh bir kere içinde doğacağı bedeni seçtikten sonra, bir sonraki fırsat, bir yaşam boyunca bedenli kaldıktan sonra gerçekleşecek, bir sonraki ölüme kadar karşısına çıkmayacaktır. Bir çok din; fiziksel bedenin ölümü ve yeni bir rahme ve bir sonraki yaşama başlama arasında belli bir zamanın geçtiğini kabul etmektedir. Bu süre 18 ile 49 gün arasında değişmektedir. Bu yolculuğun gerçekleştiği boyut, bizim boyutumuzun ötesindedir (ya da bizim boyutumuzla 90 derecelik bir açı yapmaktadır) ve ilkine teğet geçen ve eşzamanlı ölüm ve döllenme anında
kesişen bir başka dairede yer almaktadır. Kendi kuyruğunu yutan dev yılan bezetmesinde olduğu gibi, ölüm ve döllenme anları birbirinin aynıdır.

Duygu ötesi alemdeki zamanını sıkıştırılmış olmasından dolayı, tüm bunlar sanki bir anda meydana geliyormuş gibi gelir bizlere. Bir süreç esnasında tamamen ruh olduğumuz için, titreşim hızlarımızın inceliği ve yüksekliği
bizi, bildik anlamda bir beden içerisinde olmaktan alıkoyar. Biz bu nedenle moleküler bir dünya denebilecek bir ruh dünyasında yaşarız.

Ölümden dönenlerin ilk gördükleri şey, yaşamlar arası varoluştur. Tibet Budizmine göre, bu, Budalıkta mükemmelleşmenin “asıl parlak ışığıdır”dır. Mısır dininde ise bu, “Osiris ile birleşmek”tir. Hıristiyanlıkta ise Tanrının tahtına yükselmektir. Bu durumda iken karmamız, içinde yaşadığımız hayatın dini sembol diline göre görülüp yorumlanabilsin diye sıkıştırılmış, damıtılmış ve biraraya toplanmıştır. Burada sanki, bir ya da birçok yaşam boyunca alınan içsel ve dışsal milyarlarca görüntü bir ana sıkıştırılmıştır. Bu gerçekten de, mümkün olan en güçlü ve en çabuk deneyimdir ve bütün büyük dinlerin hepsinde önemli bir yer işgal etmektedir. Gerçekten de, bu anın çok kısa süreli olarak görülmesi Budizm’deki uyanışı, aydınlanmayı, Sufi üstadlarında ise “ölmeden önce ölme” halini meydana getirmektedir.

(2)